Online Okey Oyna 
SATRANÇ OYNA ÖĞREN NASIL OYNANIR PLAY CHESS ONLİNE Online Tavla Oyna Yüklemeden İndirmeden Oyun Oyna Online Bilardo Oyna Balon Patlatma Oyunu Online Okey Satranç Tavla, Bilardo, Packman, Arkanoid, Woobies Oyna İngilizce Türkçe Çeviri Sözlükler Translate Fıkralar ve En Komik Fıkra Siteleri
Ana Sayfa Son Dakika Gazeteler İl Haber Hava Dergiler Spor Eğitim Haber TV Sağlık Araba Sık Kullanılanlar Teknoloji Magazin
Google Foto Galeri Videolar Eğlence Döviz Fıkralar Oyun Yarışma Astroloji Sinema Müzik BLOG ÖZEL Deprem İletişim

ZİHİN KONTROLÜ, GENOM PROJESİ, ETNİK SİLAHLAR GERÇEK Mİ?


Prof. Dr. Nevzat TARHAN

"Psikolojik Savaş", Timaş Yay, 2003

Beyin Kontrolü Nedir, Ne Elde Edilmek İsteniyor?


Dünya istihbarat örgütlerinin karşı tarafı yönlendirmek için psikolojik operasyon yapabilmeleri en önemli hedefleridir. İstihbarat örgütleri özellikle CIA ve MOSSAD bu konuya büyük önem vermektedirler. Bir Çin atasözü vardır, “Yüz savaş kazanmak hüner değil, hüner savaşmadan güvenliği sağlamaktır.”


İstihbarat örgütleri bu konuya bilimsel olarak eğilmektedirler. Sürekli çalışmalarla yeni yollar araştırmaktadırlar. Bugün MOSSAD’ın CIA’dan daha başarılı operasyonlar yapmasının iki nedeni vardır. Birincisi, Tevrat’ta Musa Peygamber’e Kenan ilinde casusluk yapmasının emredilmesi. İkincisi de, ideallerinin yüksek fakat güçlerinin az olması ve dünya bilim çevresinde önemli etkinliklerinin olmasıdır.


Tarihte buna örnekler var mı?


Bilinen ilk ve en önemli psikolojik operasyon örneği Hasan Sabbah’tır. Haşhaşi tarikatı da denilen bu örgütlenmede kişiler Haşhaşın etkin maddesi Eroinle keyif duygusuna ve cennet inancına şartlandırılıyor. Hasan Sabbah’a itaat ederlerse hep böyle yaşayacaklarına inandırılıyorlardı. Böylece intihar saldırılarını zevkle yapıyorlardı.


1937’de Stalin’in Halk mahkemelerinde dâvâlıların îtiraflarında bazı kimyasallar kullandığı bilinmektedir. Hatta Macaristan Kardinalinin de bulunduğu bir dâvâda dâvâlılar devlete karşı bir tutum aldıklarını birden itiraf etmişlerdi.


Peki durum ahlâki midir?


Kesinlikle değildir. Mamafih, Dünya Af Örgütü 1992 yılında bir rapor neşretti. Bu durum “İnsanın zihni yetilerini bozmayı, yok etmeyi, değiştirmeyi hedefleyen sorgulama prosedürü ahlâki suçtur denildi. Fiziksel işkence sınıflandırması kadar insanlık dışıdır.” düşüncesi benimsendi.


Hangi yöntemler uygulanıyor?


Klasik yöntem; psikolojik faaliyet, propaganda ve beyin yıkama yöntemidir. En sık kullanılan yöntem; kimyasal maddeler kullanılarak kişinin düşüncesini etkilemektir. Son yıllarda üzerinde çalışan ve durulan yöntem ise elektronik implantlar yerleştirilerek kişinin beynini uzaktan kumanda ile yönetme çabalarıdır.


Elektronik yöntemlere geçmeden önce kısaca kimyasal yöntemlerden söz eder misiniz?


Zihin kontrolü deneylerinde ilk kullanılan madde LSD idi. LSD psikokimyasal bir maddedir. Alan kişide olağanüstü psikolojik değişimler olur. Halüsinasyonlar görür, canlı, neşeli, güçlü duygu, düşünme ve davranışlar içerisine girer. Bu madde beynin ön bölgesinde DOPAMİN isimli zevk maddesini aşırı salgılamaktadır. Bu maddeyi alan bir kişi inandığı konuda olağanüstü eylemler gerçekleştirebilmektedir.


İkinci Dünya Savaşında hem Hitler hem Amerikan ordusu “Amphetamin” isimli uyarıcı kimyasalı kullanarak askerlerin savaş gücünü arttırmayı hedeflemişlerdir. Hatta Hitlerin milyonlarca psikoaktif madde kullanarak ordusunun hareket kabiliyetini çok hızlı hâle getirdiği bilinmektedir.


İçkisine LSD veya uyuşturucu katan kişilerin kolay intihar ettikleri ve kolay insan öldürdükleri bilinen gerçeklerdir. Bu konu da ABD’de gönüllüler, siyahlar ve eşcinseller üzerinde ilginç deneyler yapılmıştır. Deney yapılan kişilerde akıl hastalıkları, yaşayanlarda da erken bunama, erken yaşlanma gözlemlenmiştir. Bu konuda Dr. Armen Victorian’ın kitabında ilginç kaynak ve bilgiler mevcuttur. Kitabın ismi “İnsan Davranışının Manipülasyonu, Beyin Kontrolüdür.” Bu kitap Timaş yayınları arasında tercüme edilerek yayınlanmıştır.


Psikiyatride tedavi amacıyla kullanılıyor mu?


Psikiyatrik uygulamada tanı ve tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Narkoanaliz olarak tanımlanan bu yöntemde kişiye damardan kısa süre etkili barbibüratlar verilir. Kişi uyku uyanıklık arası bir boyuttadır. Bilinçaltının üstündeki baskılar aralanır. Kişiyle güven ilişkisi içinde psikoterapödik ilişki kurulabilirse bilinçaltı duygular, eğilimler, hatıralar, şartlanmalar ortaya çıkarılır. İlaçlı hipnoz da denilebilen bu yöntem kişinin bilinçaltı çatışmalarını analiz edip onun tedavisini gerçekleştirmek için kullanılır.


Hipnozla beyin yıkamak mümkün müdür?


Hipnoz bilimsel bir yöntemdir. Kişi hipnotik uykuya geçtiğinde vücut ve beyin uyur, fakat terapistle, kişi arasında seçici bir algılama alışverişi kanalı açılır. Böylece kişi yönlendirilir, düşünceleri, duyguları değiştirilebilir. Psikiyatride hastalıklı düşünceleri yok etmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak, ego gücünü arttırmak için bu yöntemi kullanıyoruz. Her bilimsel yöntem gibi hipnozda gösteri malzemesi veya siyâsî amaçla kullanılabilir. Hipnozda ilk şart iki tarafın birbirine güvenmesidir. Daha sonra konsantrasyon gücü artırılır, uygun telkinde bulunulan kişi geçmişine götürülebilir, beyni yıkanabilir, yanlış şeylere inandırılabilir. Ancak kişiye hipnozda istemediği şeyi yaptıramazsınız. Bazı kişiler telkine çok yatkındır, kolaylıkla girerler. Fakat obsesif ve paranoid denilen güvensiz özelliği fazla olan kişileri hipnotik transa geçirmek çok güçtür.


Elektromanyetik etkileme mümkün müdür?


Evren “Radiant Enerji” denilen yayılan bir enerjiden oluşur, gözümüzle gördüğümüz spektrum bir dalga boyudur. Morötesi ve kızılötesi dalga boyları gözümüzle görülmez. Ancak röntgen filmlerinden, termal kameralara, yeraltı su havza haritalarına kadar bir çok alanda kullanılır. Her elektrik kaynağı bir radyasyon neşreder. Bazı radyasyonlar iyonlama yaparak hücre ölümlerine yol açar. Hidrojen atomu frekansına uygun mikrodalga ile MR gibi beyin tomografileri çekilir. Mikrodalga fırınlarda ışınların camı geçerek tabak içindeki suyu buharlaştırdığını biliyoruz.


Mikrodalga ile beyin kontrolü nasıl olur?


Mikrodalga ile uzaktan gürültü hissi oluşturmak mümkündür. Elektromanyetik ritmik vuruşlar kişinin başını elektrikli matkapla oyulduğu hissi uyandırabilir. Çok düşük frekans da (VLF), iyonlamanın olmadığı bir radyoaktivite ile baş ağrısı, çınlama, sinirlilik, depresyon, hâfıza kaybı hatta panik duygusu oluşturulabilir.Radyasyonun diş dökülmesi, kan kanseri, sakat doğumlara neden olduğu yaptığı bilinmektedir. İyonlanmanın olduğu radyasyonlar X ışınları Radyum gibi kanser tedavisinde kanserli hücreleri öldürmek için kullanılır. Bu ışınları uzaktan yönetmek mümkün olmamakta, fakat mikrodalga kaynağını 1-2 km. uzaktan bir hedefe yöneltmek mümkün olabilmektedir. Kötü niyetli kişilerin elinde korkunç bir silah haline dönebilen bir teknoloji insanlık dışı amaçlarla kullanılırsa insanlığın sonu başlar.


Elektronik parça yerleştirmek mümkün mü?


İnsan davranışını kontrol etmek isteyenler hayvan deneylerinde bunu gerçekleştirmişlerdir. FM radyo kanalı ile sinyaller alabilen ve nakledebilen minyatür elektrotlar hayvan kafasına yerleştiriliyor. Maymunda cinsel saldırganlık, boğada âniden durma komutu verme deneyleri başarılı oldu. Yunus balıkları yönetilebildi. ABD’de beynin elektronik uyarılması zihinsel özürlülerde ve eşcinsellerde araştırılmıştır. James Olds isimli araştırmacı beynin hipotalamuş bölgesine elektronik implant yerleştirerek eşcinselleri kontrol etmeyi başardı. Hastalarda korku, heyecan, halüsinasyon oluşturarak davranışlarını ödüllendirdi veya cezalandırdı. Zihin özürlülere de benzer deneyler yapıldı. Bu çalışmalar çok tartışıldı. Bilimin iyiliği değil hastanın iyiliği ön planda tutulması etik kuralına göre çalışmalar durduruldu. FM radyo kanalında sinyaller alabilen ve nakledebilen bu uzaktan beyin elektronik uyarılması ateşli tartışmalara konu oldu. Hatta Fransa’da her doğan çocuğa kimliğini belirtir elektronik parça yerleştirerek ömür boyu nerede olup olmadığını izleyebiliriz tezi bile ortaya atıldı. İnsanın robot gibi tuşlarla kontrol edilmesi çok tehlikeli bir gelişmeydi. Elektronik implantı (Stimoreceiver) bulan Dr. Delgado beynin amigdal ve hipokampus gibi alanlarını canlandırarak neşe, tuhaf duygu, renkli görüntü gözlemlediğini kayıt ederek kitabında açıkladı. Radyohipnotik beyinlerarası kontrol projesi elektronik hipnoz yapmayı amaçlamaktadır. Bu projede kişiye istemediği şeyler yaptırmak mümkün hale gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana ne yaptırılmaz ki! Elektromanyetik enerjinin biyolojik bilimlerde kullanılması yeni bir gelişme midir? Bugün psikiyatride beynin ürettiği sinyalleri kaydederek beyin fonksiyonel görüntülemesi yapılabilmektedir. Klasik EEG’nin bilgisayar devriminden sonra analog sinyallerin sayısallaştırılması ile beyin haritası çıkarılıyor. Beynin hastalıklı çalışan alanlarını görüntüleyebiliyoruz. Tanı ve tedaviyi güçlendirmek için işe yarayan bir yöntemdir. Hatta ilaç tedavisinin biyoyararlılığını hasta izlerken görselleştirmiş oluyoruz. Elektromanyetik enerjinin tedâvide kullanımı yeni gelişmelerdendir. TMS denilen bir yöntem ile ilgili araştırmalar hâlen sürmektedir. Beynin ön bölgesine elektromanyetik uyarı vererek Depresyonu tedâvi etme projesi Elektroşok tedavisine alternatif olarak işe yarayacak gibi görünmektedir.


Bir de duyu ötesi algı var. Bu konuda neler söyleyebiliriz?


Birleşik Devletler parapiskolojik araştırmalara büyük bütçeler ayırmaktadır. Beş duyuyu kullanmada insanın geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hakkında bilgi edinmesi çok ilgi çeken bir konudur. Telepati, Durugörü (Clair-voyance), Altıncı his de denilen bu algılama biçimi hakkında şu anda bilimsel çalışmalarda sağlam deliller yoktur. Sesin, elektromanyetik frekansın, lazerin varlığı başka dalga boylarının varlığına kanıt olabilmektedirler. Zihni kontrol etmenin, ikizlerin, anne-çocuk arasındaki uzaktan duygusal etkilenmelerin nasıl olduğu henüz çözülemedi. Rüya laboratuarlarında telepati yolu ile kavram ve imaj uyandırıldığının gözlemlenmesi elektronik psikiyatri açısından devrim niteliğindeki çalışmalardır. Durugörü veya beden dışı sezgi denilen bir yöntemde de bazı denekler odada gizlenmiş nesnelerin yerini tespit etmeyi başarabiliyorlar. “Remote Viewing, remote sensing” denilen uzaktan görme ve hissetme özelliği olan insanların bunu nasıl başardıkları bilimsel ilgi alanına girmektedir. Uzaktan görüşün elektromanyetik işleyişi çözülebilirse insanlığın kaderi etkilenecektir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz insanın zihninin uzaktan kontrol edilmesi dünya için sosyal ve politik etkileri çok fazla oluşacağı gelişmeleri getirecektir.



ELEKTROMANYETİK SİLAHLAR


Zeynep ÖYMEZ


Elektromanyetik silahlar tehdit ediyor


Beyinler kontrol altında


Takip edildiğinizi, gözetlendiğinizi hissettiğiniz oldu mu hiç? Kimsenin duymadıklarını duyup, görmediklerini mi görüyorsunuz?


Hareketlerinizi kontrol edemeyip istemediğiniz şeyleri mi yapıyorsunuz?


Hafızanızı kaybettiğiniz oldu mu? Çok mu unutkansınız?


Ya da insanların özellikle üzerinize üzerinize gelip sizi şiddet, gürültü, kaba muamele vs. gibi yöntemlerle taciz ettiklerini mi düşünüyorsunuz?


Belki de kasıtlı olarak tecrit edildiğinizi ve mali açıdan yoksullaştırıldığınıza inanıyorsunuz...


Muhakkak ki bu ve bunun gibi pek çok soruya farklı cevaplar verilebilir ve bunlar çok çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Fakat en sivri yorumlar "delisin" veya "beynin kontrol ediliyor" olurdu herhalde. İki yüzü keskin bıçak yani. Bir bakıma ikisi de paranoyaklık... Zaten ikinci şık eninde sonunda insanı paronayak eder gibi geliyor bana. Belki bu sebepten "zihin kontrol operasyonları" son birkaç aydır iyiden iyiye girdi gündemimize. Ardı ardına bu konuyla ilgili kitaplar basılıyor, televizyon ve radyo programları yapılıyor. Duyuyoruz ama duyduklarımıza inanamıyoruz. İddialar oldukça ciddi. Hal böyle olunca insan sormadan duramıyor "gerçekten de beyin kontrolü mümkün mü?" diye.


Birilerinin bizim bilgimiz ve istemimiz dışında beynimizi kontrol edip bilgi yüklediğini, hatta bu yöntemle cinayet bile işletilebileceğini düşünmek bile korkunç. Hatta bir insanlık suçu. Bu suçun baş failleri ise ABD ve Rusya... ABD'nin baş yardakçıları ise İngiltere ve Kanada. Çin ve Kuzey Kore'nin de masum olduğunu söyleyemeyiz.


Asında beyin kontrol çalışmalarının kökleri Hitler Almanyasına kadar uzanıyor. Öyle anlaşılıyor ki 2. Dünya savaşını müteakip Almanya'dan kaçan bilim adamlarına kucak açan ABD ve Rusya cereyan eden soğuk savaş esnasında boş durmamış ve birer fantaziden öteye gitmemesi gereken düşüncelerini hayata geçirmişler. Zihin kontrolü alanındaki gelişmelerin ilk ipuçlarını, 1969 yılında Dr. Delgado'nun kaleme aldığı "Beynin fiziksel kontrolü-Psiko-medeni bir topluma doğru" adlı kitapta buluyoruz. Delgado beynin içine soktuğu tellerle (elektrot) beynin muayyen bölgelerini uyarıyordu. Örneğin beyninin bir noktasını uyararak parmaklarının büzülmesini sağladığı hastasına parmaklarını aç dediğinde hastasından "Doktor, sanırım sizin elektriğiniz benim irademden daha güçlü" cevabını alıyordu.


Çalışmalar dört bir koldan devam ediyordu. Tarihler 16 Temmuz 1977'yi gösterdiğinde ise New York Times gazetesinde akıllara durgunluk veren bir haber yayınlanıyordu: "ABD insanlığın esir edilebileceği görünmez silahlar geliştiriyor." Bu haberden sadece bir yıl sonra yayınlanan Walter Boward imzalı Beyin Kontrol Harekatı kitabı ise gelinen noktayı bir nebze olsun aydınlatıyordu. Boward aynen şunları yazıyordu: "Bu araştırmalar; hipnoz tekniği, narkotik-hipnoz, elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik, mikrodalgalar, alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi ve davranış değişiklikleri terapisidir. CIA psikolojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerini geliştirmeyi başararak artırmıştır. Şimdi bu kabiliyetleriyle yeni tip bir harbe girişmesi mümkündür. Bu harp görünmez, muharebe sahası ise insan zihinleridir." Diğer bir deyişle kan dökmeden zafer kazandıracak görünmez silahlar. İz yok, delil yok, dolayısıyla suç yok... Kirli emelleri için ne kadar da uygun bir yöntem.


Elektromanyetik dalgalar


Artık teknolojinin, çip veya beyne sokulmuş elektrotlara ihtiyaç duymadan beyne müdahale edebilecek noktaya geldiği iddia ediliyor. Belli merkezlerden gönderilen elektromanyetik dalgaların beyne yöneltilmesi sayesinde kurbanın beyin fonksiyonlarına müdahale edilebiliyor. 'Sinyal istihbaratı' denilen teknik içinde elektrik akımı bulunan her şey çevresine elektromanyetik dalga yayar prensibine dayanıyor. Tekniğin ilk ayağı da insanın EEG'sinin (elektroencephologram) yani beynin işleyişi sırasında yaydığı e.m. dalgalarının manyetometreler vasıtası ile ölçülmesi. 3-50 herz arasında değişen beyin dalgaları aynı parmak izleri gibi her insanda farklılık gösteriyor. Beyin dalgaları ölçülüp bilgisayara kaydedilen herkes uydular ve yerleşik aygıtlar sayesinde dünyanın her yerinde 24 saat takip edilebiliyor. İddialar bununla da bitmiyor. Çok gelişmiş bilgisayarlar yardımıyla kişinin öfke, acı, endişe, küçümseme, ümitsizlik, dehşet, sıkıntı, kıskançlık, korku, uyku, terör... hallerinde beynin yaydığı radyasyon frekansları kaydediliyor ve daha sonra istenilen psikolojiye uygun frekanstaki elektromanyetik dalga dışarıdan beyne gönderilerek oluşturulabiliyor. Yani bu elektromanyetik dalgalar sayesinde kişinin düşünceleri ve davranışları kontrol altına alınabiliyor. Teknolojinin aynı yöntemle kişinin sözlerini ve gördüklerini de saptayabilecek duruma geldiği öne sürülüyor. Bu elektromanyetik silahların beyin kontrolünden başka depremlere neden olabileceği, uçakları düşürebileceği... de ifade ediliyor.


"Beyaz ses"


İnsan beynini kontrol altına almayı kafalarına koyan mihraklar elektromanyetik dalgaların yanı sıra birçok masum(!) yöntemi de kullanıyor. Bunlardan en çok bilineni göz ve kulağın algı alt ve üst sınırlarına göre yapılan yayınlar. Bilindiği gibi duyabildiğimiz tüm ses, en düşük bastan en yüksek tize kadar 16 ilâ 20000 hz arasında. Yani bütün ses dalgaları arasında iğne ucu kadar bir aralık. Bu değerlerin altındaki ve üstündeki sesler insan kulağı tarafından pas geçiliyor fakat beyin tarafından algılanıyor. Taa 1974 yılında Amerikalı bilim adamı Joseph Sharp bir askerî hastanede bir kişinin beynine başkaları duymadan ses göndermeyi başardı. Bu yöntemde hasta mesajı gönderene karşı koyamıyor çünkü beyninin algıladığı sesleri kulakları duymuyor. Bu yöntem gizli telkinlerde çok kullanılıyor. Şuuraltı telkin için en iyi yöntem ise müziğin gerisine psiko-akustik denilen özel metodlarla telkin mesajları kaydedilmesi. Velhasıl sesler gaibden değil özel cihazlardan geliyor. Aynı şekilde gizli görüntülerle telkiner de yapılabiliyor. Bunun sırrı ise 25. karede yatıyor. Televizyon veya sinema seyrettiğimiz bir görüntü 24 kareden oluşuyor. Gözlerimiz 25. kareyi göremiyor ama beynimiz algılıyor. İşte bu 25. kareye çeşitli telkin mesajları, ideolojik fikirler yerleştirilebiliyor.


MKULTRA


Bu gün ortaya çıkan belgeler de gösteriyor ki zihin kontrol operasyonları aman tanımaz, etikten yoksun ve işkence boyutlarına ulaşan bir denme sürecinden geçmiş halende deneylerin sürdüğü ifade ediliyor. Bu öyle bir deney ki kobayları bütün insanlık.


Tanıkların ifadeleri ve belgeler ışığında CIA'nın yüzlerce insan üzerinde 1950'lerden bu yana denemeler yaptığı bugün artık bir sır değil. Zihin kontrol deneylerinde insanların kobay olarak kullanıldığı söz konusu programların kod isimleri "MKULTRA, MKSEARCHE, ARTICHOKE VE BLUEBIRD" idi. Deneyler esnasında birçok deneğin dengesini kaybettiği, birçoğunun öldüğü ve büyük bir kısmının da intihara teşebbüs ettiği iddia ediliyor. Dr. Armen Victorian Beyin kontrolü-İnsan davranışlarının manipülasyonu adlı kitabında MKULTRA'yı şöyle tarif ediyor: "MKULTRA programı kimyasal, biyolojik ve radyolojik maddelerin insan davranışlarını kontrol etme hedefli gizli operasyonlarda kullanılmasına yönelik bir seri araştırma ve geliştirme projesinin adıydı. Vurguyla ifade edilirse, CIA belgelerinden biri, bariz bir şekilde insan davranışlarını kontrol etme deneylerinde, radyasyon, elektrik şoku, psikolojinin çok sayıda dalı, toplumbilimi, antropoloji gibi ek yöntemlerin yanısıra askeri araç gereçlerin kullanıldığını göstermektedir."


ABD'de zihin kontrol deneyleri sadece CIA tarafından değil ABD Ordu Haber Alma Dairesi ve Ordu Kimyasal silahlar ofisi tarafından da yürütüldü. Askerlere bir kağıt imzalatarak gönüllü olarak kobay olmaları sağlandı. Ordu daha çok halüsinasyon etkisi yapan uyuşturucu maddelerin kullanıldığı özellikle de LSD'nin kullanıldığı deneyler yaptı. LSD aldıklarından haberi olmayan askerler zihin kontrol operasyonları ile ilgili bilgiler açıklandıkça nasıl bir deneye kurban verildiklerini anladılar. Aynı deneyde görevli arkadaşlarının ani ölümleri olayları aydınlatıyordu.


İş rayından çıkınca NSA aleyhine davalar ardı sıra açılmaya başlandı. Bunlardan biri istihbarat ajanları tarafından uzaktan beyin kontrolü deneylerinde kullanıldığını iddia eden George Farguhar. 1984 yılından bu yana uzaktan monitörlerle takip edildiğini 1997 yılından beri de mikrodalga radyasyon saldırılarına ve beyin kontrol deneylerine maruz kaldığını öne süren Farguar beyin kontrol polisleri adını verdiği ajanlarla Project Freedom/ özgürlük projesi adını verdiği web sitesinde mücadele etmeye çalışıyor.


 

ABD'nin insanlık dışı deneyleri


Ortadoğu'yu kimyasal silah üretmekle suçlayan ABD, anayasasına göre yurttaşlar üzerinde gizli askeri deney yapılması yasal oldundan bakın ne insanlık dışı deneyler gerçekleştirdi. 'Kitle imha silahları geliştirmekle' suçladığı Irak'ı işgal eden, ardından da benzer nedenlerle Suriye, İran ve Kuzey Kore'yi hedef göstermeye başlayan ABD, yıllardır kimyasal ve biyolojik silah geliştirmek uğruna yaptığı sayısız deneyde kendi yurttaşlarını kullandı. Üstelik Amerikan anayasasına göre yurttaşlar üzerinde gizli askeri deneyler yapılması yasaldı. 1977 yılından itibaren yirmi yıl süreyle yürürlükte kalan bu madde, Körfez Savaşı'ndan sonra bazı sivil örgütlerin girişimiyle böyle bir yasadan haberdar olan halkın tepkisi üzerine 1997 yılında geri çekildi. Amerikan istihbaratı ile Savunma Bakanlığı'nın çoğu zaman ortaklaşa gerçekleştirdiği bu deneylerin başlangıç tarihi, 1930'lara kadar uzanıyor. II. Dünya Savaşı'nın ardından Almanların ve Japonların bu konudaki deneyiminden de yararlanan ABD, Soğuk Savaş sırasında dünyanın en korkunç biyolojik silah deposu haline geldi.


Nazi savaş suçluları çalıştırıldı


ABD'nin 34. başkanı General Dwight D. Eisenhower 'ın Nazi savaş suçlularına çalışmalarını Amerika'da devam etmeleri karşılığında dokunulmazlık verdiği biliniyor. Almanların sayısız insan hayatı ve hayal bile edilemeyecek işkenceler karşılığında elde ettikleri bilgileri edinmek isteyen Eisenhower, Nazi toplama kamplarında gerçekleştirilen araştırmalardan ''yararlanılması'' emrini vermişti. Daça toplama kampında Yahudiler üzerinde gerçekleştirdiği korkunç deneylerle tanınan Dr Hubertus Strughold ve onun gibi 34 Nazi ''bilim adamı'' uzay tıbbı çalışmalarına Amerikan topraklarında devam edebilmeleri için Teksas, San Antonio'daki Randolph Hava Kuvvetleri Üssü'ne getirildi. Ataç Projesi kapsamında toplam 3 bin kadar Nazi savaş suçlusuna ABD ve Kanada topraklarında çalışma izni verildiği tahmin ediliyor. Tarihçiler ve bilim adamları, CIA tarafından Amerikan ve Kanada (başta MKULTRA projesi olmak üzere ABD'de yapılan bazı deneylerin bir ayağı da Kanada'da sürdürülmüştür) vatandaşları üzerinde gerçekleştirilen deneylerin çoğunun Nazi ölüm kamplarında yapılan insanlık dışı deneylerin bir devamı olduğunu ortaya koymuşlardır.


Zihin kontrol deneyleri


Soğuk Savaş'la birlikte Rusların zihnin kontrolü alanında kaydettikleri ilerlemelere karşılık CIA da zihin kontrol tekniklerine olan ilgisini ve bu konudaki araştırmalarını yoğunlaştırdı. Dehşet veren araştırmalarda, psikotropik ilaçlar kullanılarak beyin yıkama ve insan zihnini kontrol etme deneyleri yapıldı. Vietnam Savaşı sırasında sorgulanan insanları itirafa zorlamak için aynı yöntemler kullanıldı. Belki de tüm bunlar arasında en rahatsız edici olanı, belgelerin büyük bölümü sonradan CIA tarafından yok edildiği için ve ilgili kişilere ulaşılamadığı için insan kobaylar üzerinde yapılan deneylerin gerçek boyutlarının bilinmiyor olması. Zihin kontrolü deneyleri arasında en acımasız ve en geniş kapsamlı olanı 50'li yıllarda başlayıp 70'lere kadar süren ünlü MKULTRA projesiydi. Üniversitelerde, hapishanelerde, akıl hastanelerinde, yetimhanelerde ve uyuşturucu bağımlıları rehabilitasyon merkezlerinde yürütülen deneylerin yanı sıra kentlerin olası bir saldırıya karşı ne kadar dirençli olduğunu ölçmek için kalabalık yerleşim birimleri de kimyasal ve biyolojik maddelere maruz bırakıldı.


Gizli deneyler kronolojisi


1931


Dr. Cornelius Rhoads , Rockefeller Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü'nün gözetiminde insan deneklere kanser hücreleri aşıladı. Daha sonra Maryland, Utah ve Panama'da ABD Ordusu Biyolojik Silah tesislerini kurdu ve ABD Atom Enerjisi Komisyonu'na tayin edildi. Buradaki görevi sırasında Amerikan askerlerine ve hastanelerde yatan sivil hastalara radyoaktif madde verilmesini içeren bir dizi deneye başladı.


1932


Tuskegee Frengi Araştırmaları başladı. Frengi teşhisi konulmuş ancak hastalıkları kendilerine bildirilmemiş 200 siyah erkek tedavi edilmek yerine hastalığın seyrini ve belirtilerini izlemek amacıyla kobay olarak kullanıldı. Sonuçta hepsi frengiden ölen bu insanların ailelerine onların aslında tedavi edilebilecekleri asla söylenmedi.


1935


Pelagra Olayı: Milyonlarca insan 20 yıl içinde Pelagra'dan (vitaminsizlikten kaynaklanan bir hastalık) öldükten sonra ABD Kamu Sağlığı Hizmetleri Ajansı nihayet hastalığın kökenine inmek için harekete geçti. Ajansın müdürü en az 20 yıldır Pelagra'nın niasin eksikliğinden kaynaklandığını bildiklerini, ancak ölümlerin büyük kısmı yoksul siyah halk arasında gerçekleştiğinden harekete geçmediklerini itiraf etti.


1940


Chicago'daki 400 tutukluya yeni ve deneysel ilaçların etkilerinin araştırılması amacıyla sıtma mikrobu enjekte edildi. Daha sonra Nürmberg'de yargılanan Nazi doktorlar, Soykırım sırasında kendi yaptıklarını savunmak için bu Amerikan araştırmasını örnek gösterdiler.


1943


Japonya'nın tam kapsamlı biyolojik silah programına karşılık ABD de Fort Detrick askeri üssünde biyolojik silahlarla ilgili araştırmalar başlattı.


1944


1944 Amerikan Donanması gaz maskelerini ve koruyucu kıyafetleri denemek için insan kobaylar kullandı. Gaz odasına kapatılan bu denekler hardal gazı ve levisit'e maruz bırakıldı.


1945


Ataç Projesi başlatıldı. Nazi bilim adamlarını işe alan ABD Dışişleri Bakanlığı, Ordu İstihbarat ve CIA, onlara ABD'de çok gizli hükümet projelerinde çalışmaları karşılığında dokunulmazlık ve yeni kimlikler verdi. ''Program F'' , ABD Atom Enerjisi Komisyonu tarafından başlatıldı. Bu program, atom bombası üretimindeki en önemli kimyasal maddelerden biri olan 'florid' in insan sağlığı üzerindeki etkilerini araştıran en geniş kapsamlı çalışmaydı. Araştırma sırasında floridin insanoğlunun bildiği en zehirli kimyasallardan biri olduğu ve merkezi sinir sistemi üzerinde büyük hasara yol açtığı anlaşıldı; ancak elde edilen bilgilerin büyük bölümü atom bombalarının yapımının engelleneceği korkusuyla ulusal güvenlik adına gizli tutuldu.


1946


Savaş gazilerine hizmet veren hastanelerdeki hastalar, tıbbi deneylerde kobay olarak kullanıldı. Kuşkuları ortadan kaldırmak için ne zaman böyle bir hastanede gerçekleştirilen bir çalışmayla ilgili rapor hazırlansa, ''deney'' sözcüğü yerine ''araştırma'' ya da ''inceleme'' sözcüklerinin kullanılması emredildi.


1947


1947 ABD Atom Enerjisi Komisyonu, insan deneklere damardan radyoaktif maddelerin verileceği deneylere başlayacağını bildiren gizli bir belge yayımladı. CIA, Amerikan istihbaratı tarafından silah (zihin kontrol, beyin yıkama aracı) olarak kullanılabilmesi için LSD araştırmalarına başladı. Hem sivil hem asker denekler haber verilerek ya da verilmeyerek bu deneylerde kullanıldı.


1950


Savunma Bakanlığı, nükleer silahların çöllerde denenmesi ve bombanın etki alanı içinde kalan insanların sağlık problemlerinin ve ölüm oranlarının gözlenmesi için planlar yapmaya başladı. Amerikan kentlerinin bir biyolojik saldırı durumunda ne ölçüde zarar göreceğini belirlemek için ABD donanmasına bağlı gemiler San Francisco kentine bakteriden oluşan bir bulut püskürttü. Çok sayıda insan zatürree benzeri belirtiler göstererek hastalandı.


1951


Savunma Bakanlığı hastalığa neden olan bakteri ve virüslerin kullanıldığı açık hava deneyleri başlattı. 1969 yılına kadar süren bu deneylerde geniş kitlelerin bu bakterilere maruz kaldığından kuşkulanılıyor.

Sentetik virüsle hastalık ürettiler


1953


ABD ordusu, kimyasal maddeleri dağıtmak konusunda ne kadar etkin olduklarını belirlemek amacıyla Fort Wayne, Minneapolis, Winnipeg, St Louis ve Leesburg, Virginia'da çinko kadmiyum sülfür gazıyla yüklü bulutlar saldı.


Ordu, Donanma ve CIA'nın ortaklaşa gerçekleştirdiği deneylerde New York ve San Francisco'da yaşayan on binlerce kişi solunum yoluyla bulaşan mikroplara maruz bırakıldı.


CIA, MKULTRA projesini başlattı. Resmi olarak 11 yıl süren bu araştırma programı, zihin kontrolünde kullanılabilecek ilaçların ve biyolojik silahların üretimi ve denenmesi için tasarlanmıştı.


1955


Geniş kitlelere biyolojik maddeleri bulaştırabilme yeteneğini ölçmek isteyen CIA, ordunun biyolojik silah cephaneliğinden alınmış bir bakteriyi Florida'daki Tampa Körfezi'ne saldı.


1956


Amerikan ordusu, sıtma mikrobu taşıyan sivrisinekleri Georgia'nın Savannah ve Florida'nın Avon Park bölgelerine bıraktı. Her deneyin ardından kendilerini kamu sağlığı görevlileri olarak tanıtan ordu ajanları mikrobun kurbanlar üzerindeki etkilerini inceledi.


1960


Savunma Bakanlığı, Avrupa ve Uzakdoğu'daki halklar üzerinde LSD'yle ilgili saha denemeleri yapılması için onay verdi. MKULTRA kapsamında Avrupa'da yapılan deneyin kod adı Üçüncü Şans Projesi, Asya'dakine de Derbi Şapkası Projesi denildi.


1964


CIA ve Savunma Bakanlığı, ortaklaşa, zihin kontrol tekniklerinin araştırıldığı MKSEARCH Projesi'ni başlattı. Aynı yıl resmen sona erdirilmiş gözüken MKULTRA Projesi aslında MKSEARCH Projesi'yle birleştirilmişti. MKSEARCH Projesi, davranış ve algı bozukluklarına yol açan kimyasallar (uyuşturucular) yoluyla insan davranışlarını yönlendirme çalışmalarına verilen ad.


1965


Philadelphia'daki Holmesburg Eyalet Cezaevi'ndeki tutuklulara, ABD'nin Vietnam Savaşı'nda bitki örtüsünü ve ormanları yok etmekte kullandığı yüksek oranda zehire sahip Portakal Gazı'nın kimyasal bileşeni olan dioksin verildi. Tutukluların daha sonra kanser taramasından geçirilmeleri, Portakal Gazı'nın başından beri kanserojen bir madde olduğundan kuşkulanıldığını gösterdi.


1966


CIA, yine MKULTRA'nın devamı olan Proje MKOFTEN'ı başlattı. Bu, belli kimyasalların insanlar ve hayvanlar üzerindeki zehirleyici etkilerini araştıran bir projeydi.


ABD ordusu tarafından New York kenti metrosuna Bacillus subtilis mikrobu verildi. Ordu bilim adamlarının bakteriyle dolu ampulleri havalandırma ızgaralarına atmaları sonucu bir milyonun üzerinde insan bu zehirli havayı soludu.

1967


CIA ve Savunma Bakanlığı, yine biyolojik ve kimyasal silahları denemeyi amaçlayan MKNAOMI Projesi'ni hayata geçirdi.


1969


Savunma Bakanlığı'ndan Dr. Robert MacMahan , 5-10 yıl içerisinde, ''insanın bağışıklık sistemine saldıran ve hiçbir ilaçla tedavi edilemeyen sentetik bir virüs geliştirmek için'' Amerikan Kongresi'nden 10 milyon dolar ödenek talep etti.


1970


Ödeneğin sağlanmasının ardından CIA gözlemi altında yürütülen proje, ordunun çok gizli biyolojik silah tesisi olarak bilinen Fort Detrick'teki Gizli Operasyonlar Bölümü'nde başlatıldı. Burada, AIDS benzeri virüsleri ayrıştırmak için moleküler biyoloji teknikleri kullanıldığı yolunda spekülasyonlar giderek arttı.


ABD, DNA'larındaki genetik değişiklikler ve varyasyonlar nedeniyle hassas olan belli etnik grupları hedef almak ve yok etmek amacıyla tasarlanmış ''etnik silahları'' geliştirme çalışmalarını yoğunlaştırdı (Military Review, Kasım 1970).


1975


Fort Detrick'deki Biyolojik Silah Merkezi'nin virüs bölümüne Fredrick Kanser Araştırma Tesisleri adı verilerek Ulusal Kanser Enstitüsü'nün (NCI) denetimine verilir. ABD Donanma sı'nın burada kansere neden olan virüsleri geliştirmek amacıyla özel bir virüs kanser programı başlattığı tahmin ediliyor. Bilim adamları burada, aynı zamanda, hiçbir bağışıklığın bulunmadığı bir virüs ayrıştırdılar. Bu virüse sonradan HTLV (İnsan T- hücresi Lösemi Virüsü) adı verildi.


1977


Senato'da yapılan oturumlarda 239 yerleşim bölgesinin 1949-1969 yılları arasında biyolojik maddelerle zehirlendiği doğrulandı. San Francisco, başkent Washington, Key West, Panama Kenti, Minneapolis ve St. Louis bu bölgelerden sadece birkaçı.


1978


Salgın Önleme Merkezi (CDC) tarafından gerçekleştirilen deneysel Hepatit B aşılama çalışmaları New York, Los Angeles ve San Francisco kentlerinde başladı. Araştırma denekleri bulmak için verilen ilanlarda özellikle çok eşli eşcinsel erkekler arandığı vurgulandı.


1981


İlk AIDS vakalarının New York, Los Angeles ve San Francisco'daki eşcinsel erkekler arasından çıktığı doğrulandı. Bu vakaların ortaya çıkması AIDS'in Hepatit B aşısı yoluyla bulaştığı yönünde spekülasyonların da yayılmasına neden oldu.


1985


Öldürücü bir koyun virüsü olan VISNA HTLV'ye (İnsan T-hücresi Lösemi Virüsü) çok benzediği ortaya çıktı. Bu benzerlik, iki virüsün ortak evrimsel ilişkisine işaret etmekteydi.


1986


Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları'na (83: 4007-4011) göre HIV ve VISNA virüsleri, HTLV ile neredeyse aynıydı (ufak bir kısım hariç yüksek oranda benzerlik taşıyordu). Bu bilgi, HTLV ve VISNA virüslerinin, doğada hiçbir bağışıklığı bulunmayan yeni bir virüs ayrıştırmak amacıyla birleştirilmiş olabileceği spekülasyonlarını doğurdu.


Kongre'ye sunulan bir rapor, ABD hükümetinin ürettiği bu yeni virüslerin, aralarında dünyada bilinen hiçbir tedavisinin bulunmayacağı şekilde genetik mühendislik yoluyla üzerlerinde oynanmış virüslerin ve kimyasal maddelerin bulunduğu gerçeğini ortaya koydu.


1987


Savunma Bakanlığı, biyolojik silah geliştirilmesini yasaklayan uluslararası bir sözleşme bulunmasına karşın, ülke çapında 127 tesiste ve üniversitede araştırma çalışmalarını sürdürdüğünü kabul etti.


1994


Houston'daki MD Anderson Kanser Merkezi'nden Dr. Garth Nicholson, ''gen izleme'' adı verilen bir teknikle, Çöl Fırtınası Operasyonu'ndan dönen askerlerin birçoğunda, biyolojik silah yapımında kullanılan bir mikrop olan mycoplasma incognitus'un değiştirilmiş bir cinsini keşfetti. Moleküler yapısının yüzde 40'ına HIV protein tabakası katılmış olması mikrobun insan yapımı olduğunu göstermektedir.


Senatör John D. Rockefeller , Savunma Bakanlığı'nın en az 50 yıldır yüz binlerce askeri personeli deneylerde kobay olarak kullandığını ve bilinçli olarak tehlikeli maddelere maruz bıraktığını açıklayan bir rapor yayımladı. Bu maddelerin arasında, hardal gazı, sinir gazı, radyasyon ve Körfez Şavaşı sırasında kullanılan kimyasallar bulunuyor.


1995


ABD Hükümeti, insanlar üzerinde tıbbi deneyler gerçekleştirmiş Japon savaş suçlularına ve bilim adamlarına biyolojik silah araştırmalarıyla ilgili bilgi karşılığında maaş ve dokunulmazlık teklif ettiğini kabul etti.


Dr. Garth Nicolson , Körfez Şavaşı'nda kullanılan biyolojik silahların Houston, Teksas ve Boca Raton Florida'da üretildiğini ve Teksas Cezaevi'ndeki tutuklular üzerinde denendiğini gösteren kanıtları ortaya serdi.


1996


Savunma Bakanlığı, Çöl Fırtınası'na katılan askerlerin kimyasal maddelere maruz kaldığını kabul etti.


1997


Seksen sekiz Kongre üyesi, biyolojik silah kullanımı ve Körfez Savaşı Sendromu ile ilgili soruşturma açılmasını talep eden bir mektup imzaladı.

Manhattan Projesi Nagasaki'yi yerle bir etti


Almanya'da Adolf Hitler'in iktidara gelmesiyle Yahudi kökenlilere yapılan baskılar sonucu, aralarında dünyaca ünlü Nobel ödüllü fizikçi Albert Einstein'ın da olduğu çok sayıda değerli bilim adamı çareyi ABD'ye sığınmakta buldu. İkinci Dünya Savaşı yaklaşırken, Başkan Franklin Roosevelt'e mektup yazan ünlü fizikçi, Nazi rejiminin yakında atom bombası yapabileceği uyarısında bulundu. Roosevelt, Einstein'ın uyarısını dikkate alarak, atom bombası geliştirilmesini öngören 'Manhattan Projesi'ni devreye soktu. Ne var ki Einstein, atom bombasının yapımında rol almadığı gibi, buna açık bir dille de karşı çıkmıştı. Ancak Almanya'nın 7 Mayıs 1945'te teslim olmasının ardından atom bombası yapma işinde korkulduğu kadar ciddiyetle uğraşmadıkları ortaya çıktı. Bu proje çalışmaları sonunda ABD, yaptığı atom bombalarını, Japonya'yı teslim olmaya zorlamak için, Hiroşima ve Nagazaki'ye attı.


Kendi canavarlarından korkuyorlar


ABD, 10 bin kişinin katılımıyla tarihinin en büyük terör tatbikatlarından birisini düzenliyor. Beş gün sürmesi planlanan tatbikatta, biyolojik ve kimyasal silahlarla düzenlenen saldırılarda neler yapılacağı gözden geçiriliyor. Tatbikatın ilk gününde New Jersey'e biyolojik saldırı, Connecticut kıyısındaki bir limana da kimyasal saldırı düzenlendi. 16 milyon dolara malolması beklenen ve ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nca düzenlenen tatbikata İngiltere ve Kanada'dan da yetkililer katılıyor.


ABD, denek olarak kullandığı insanlara LSD dahil birçok kimyasal verdi


Amaç beyin kontrolü


Sovyetler'in geliştirdiği düşünülen biyolojik silahları ve beyin yıkama yöntemlerini örnek alan ABD, 1947 yılında CIA'nın kurulmasıyla bir dizi zihin kontrol projesinin ilkini başlattı. ABD'ye getirilen Nazi doktorlar da bu projelerde yer alacaktı. Manhattan Projesi adı altında atom bombasını geliştiren hükümet gizli projeler konusunda büyük tecrübe kazanmıştı. Zihin kontrol deneylerinde insanların kullanıldığı bu programların kod adları, ''CHATTER, BLUEBIRD, ARTICHOKE, MKULTRA, MKSEARCH ve MKDELTA'' idi.


Neredeyse tüm ülkeyi sarmış olmasına karşın yıllarca büyük gizlilikle sürdürülen bu deneylerde olan bitenden habersiz insanların, küçük çocukların, akıl hastalarının, tutukluların kullanıldığı belirlendi. Deneyler sırasında ölümlerin meydana geldiği; birçok deneğin dengesini kaybettiği ve bazılarının intihara kalkıştıkları bugün artık kesin olarak biliniyor. CHATTER (gevezelik) Projesi, Sovyetler'in casusları, esirleri itiraf ettirmek için kullandıkları ilaçların 'başarısına' karşılık olarak geliştirilmişti. Araştırma, casusların sorguları sırasında kullanılabilecek ilaçların belirlenmesi ve denenmesi üzerine odaklanmıştı. CHATTER Projesi, 1953 yılında resmen sonlandırıldı. Çalışmalarını insan davranışlarını kontrol yönünde genişletmek isteyen CIA, teşkilatın başı Allen Dulles 'ın onayıyla 1950 yılında BLUEBIRD (bir tür muhabbet kuşu) Projesi'ne başladı. Bu programın hedefleri şöyle sıralanıyordu: 1) Personelden izinsiz bilgi sızdırılmasını önleyecek bir yöntem geliştirmek, 2) Özel sorgulama teknikleri yoluyla bireyin kontrol edilmesinin mümkün olup olmadığının araştırılması, 3) Hafıza geliştirme yöntemlerinin araştırılması, 4) CIA personelinin düşman kontrolüne geçmesini önlemek için savunma teknikleri geliştirmek. BLUEBIRD Projesi'nin kod adı, 1951 Ağustos'unda ARTICHOKE (enginar) Projesi olarak değiştirildi. Bu projenin hedefi de hipnoz ve çeşitli kimyasalların kullanımı yoluyla sorgulama tekniklerinin araştırılmasıydı. Bu program da 1956'da noktalandı. Ancak ARTICHOKE Projesi'nin durdurulmasından 3 yıl önce, yani 13 Nisan 1953'te CIA Başkan Yardımcısı Richard Helms 'in önerileri doğrultusunda MKULTRA Projesi başlatıldı. MK harflerinin Mind Kontrolle (zihin kontrolü, kontrolle kelimesi İngilizce 'control' ün Almanca karşılığı) kelimelerinin kısaltması olduğu tahmin ediliyor. MKULTRA Projesi kapsamında insan davranışlarını kontrol etmek amacıyla kullanılan yöntemler arasında radyasyon, elektroşok, hipnoz, başta LSD olmak üzere çeşitli kimyasallar, askeri araç gereçler, işkence aletleri, psikoloji, psikiyatri, sosyoloji, antropoloji gibi sosyal bilimler vardı. MKULTRA'nın yurtdışı için geliştirilenine de MKDELTA adı verilmişti. MKULTRA şemsiyesi altında tanımlanan 150 kadar projeden en ünlüsü olan MONARCH Projesi, resmi olarak 1960'ların başlarında Amerikan ordusu tarafından başlatıldı. (Gayri resmi olarak çok daha önceden başladığı biliniyor.) MONARCH Projesi halen ulusal güvenlik nedenlerinden ötürü 'çok gizli' olarak sınıflandırılmış durumda. Bu korkunç deneylerin gerçekleştirildiği yerler arasında 44 üniversite, 15 bilim vakfı, 12 hastane, 3 hapishane ve ilaç şirketleri bulunuyordu. Araştırmalarda dünyaca ünlü psikiyatrlar, psikologlar ve beyin cerrahları yer alıyordu. Zihin kontrol çalışmalarında CIA ile işbirliği yapanlar arasında Amerikan Psikoloji Derneği, Amerikan Psikiyatri Deneği'nin eski başkanları, Biyolojik Psikiyatri Topluluğu ve ödüllü psikiyatrlar vardı. ABD'de zihin kontrol deneyleri sadece CIA tarafından değil ABD Ordu Haber Alma Dairesi ve Ordu Kimyasal Silahlar Ofisi tarafından da yürütüldü. Askerlere birer kâğıt imzalatarak kobay olmaları sağlandı. MKULTRA belgelerinin büyük bölümü yine programı başlatan kişi olan CIA Başkanı Richard Helms'in emriyle 1972'de yok edildiği için insanlar üzerinde zihin kontrol deneylerinin gerçek boyutu belki de asla bilinemeyecek.

Tüyler ürperten ifadeler


Biyolojik saldırı korkusuyla yaşayan ABD'de hastalalıklara karşı her türlü önlemi alınıyor. ABD'nin işgal ettiği ülkelerde ise çocuklardahil birçok kişi kullanılan silahlardan dolayı çaresiz durumda kalıyor.


MKULTRA Projesi'nin ilk olarak 1975 yılında başkanlığa bağlı Rockefeller Komisyonu tarafından gün ışığına çıkartılmasının ardından Senato'nun sağlıktan sorumlu alt komitesi, CIA'nın insanlar üzerinde yaptığı deneylerle ilgili tüyler ürperten ifadeler dinledi. Günümüze kalan belgeler ve tarihçiler, bilim adamları ve gazeteciler tarafından yapılan araştırmalar, CIA'nın MKULTRA kapsamında özellikle radyasyon ve LSD'nin kullanıldığı deneylere ağırlık verdiğini gösteriyor. Bu deneyler, CIA personeline, askerlere, casuslara, fahişelere, akıl hastalarına ve sıradan insanlara tepkilerini ölçmek için, çoğu durumda deneğin haberi olmadan LSD verilmesini içeriyordu. Bu tür deneylerde eroin, meskalin, skopolamin, marihuana, alkol ve sodyum pentatol gibi maddeler de kullanıldı. MKULTRA Projesi'nde görevli biyolojik silah uzmanı Dr. Frank Olson , 28 Kasım 1953 tarihinde, kendisinden habersiz içkisine karıştırılan LSD'nin etkisi altındayken Manhattan'da bir otelin 13. katından atladı. Ailesi Dr. Olson'un gerçek ölüm nedenini 22 yıl sonra MKULTRA ile ilgili bilgiler ilk ortaya çıkmaya başladığında öğrendi. Harold Blauer adında bir profesyonel tenis oyuncusunun da gizli bir meskalin deneyi sırasında öldüğü sonradan ortaya çıktı. ABD Donanması'ndan emekli Wayne Ritchie , 1957'de katıldığı bir Noel partisinde kendisine gizlice LSD vermekle suçladığı CIA aleyhine geçen yıl 12 milyon dolarlık bir tazminat davası açtı.


Biyolojik silah çalışmaları sürüyor


Başkan George W. Bush , kitle imha silahları üreterek uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekle suçladığı Irak'a harekât emri verdiği sıralarda ABD'nin, İngiliz ordusunun da yardımıyla yeni nesil biyolojik ve kimyasal silahlar geliştirme çalışmalarını sürdürdüğü iddia ediliyor. Bundan üç yıl önce İngiliz The Guardian gazetesine demeç veren ABD'li mikrobiyoloji profesörü Mark Wheelis ile İngiliz uluslararası savunma profesörü Malcolm Dando , ABD'nin biyolojik misket bombaları, antraks ve kalabalık insan gruplarının söz konusu olduğu durumlarda kullanılacak öldürücü olmayan silahlar üzerinde çalıştığını iddia etmişlerdi.


CIA'NIN ABD DIŞINDAKİ PROJELERİ


Yurtdışında 'üçüncü şans'


CIA projeleri arasında yurtdışında da gerçekleştirilenler vardı. Özellikle yurtdışı için tasarlanan MKDELTA programı Avrupa ve Asya ayağı olarak ayrılmış ve bunlara Üçüncü Şans ve Derbi Şapkası projeleri adı verilmişti. Ancak bu konuda belgeye ulaşılamamıştır. Senato'da yapılan oturumlarda da bu projeler hakkında bilgi sahibi olan tanığa rastlanmadı. Ancak Kanada'da MKULTRA kapsamında çok çeşitli deneyler yürütüldüğünü kanıtlayan belgeler bulunuyor. Bunlardan en iyi bilineni Dr. Ewen Cameron tarafından 1950-1965 yılları arasında Montreal'deki Allen Memorial Enstitüsü'ndeki hastalara elektroşok ve deneysel ilaçlar verilmesini kapsayan deneylerdir. 1992 yılında bu deneyler ortaya çıktığında Dr. Cameron da hastalarının çoğu da ölmüştü.


ABD'Lİ PSİKİYATRİST ROSS'UN ARAŞTIRMASI:


'Mançuryalı Aday' gerçekti


Kişilik bölünmesi konusunda uzman olan ABD'li psikiyatr Colin A. Ross , günümüze kalan belgeler üzerinde yaptığı uzun süreli araştırmalardan sonra kaleme aldığı ''Bluebird: Psikiyatrlar Tarafından Kasıtlı Olarak Yaratılan Bölünmüş Kişilik'' adlı kitabında şöyle yazıyor: ''BLUEBIRD Projesi'nde CIA, kasıtlı olarak kişilik bölünmesi yarattığı deneklerini gizli operasyonlarda kullanmaya çalışmıştır. Belgelerin incelenmesi sonucu bu inanılmaz deneylerde, 11 yaşındaki çocukların beyinlerine elektrodlar yerleştirildiği, 7-11 yaşları arasındaki çocuklara haftalarca, her gün, günde 150 mg LSD verildiği ve elektroşok yoluyla deneklerin hafızalarının silindiği, hayvanların beyinlerine elektrod yerleştirerek kimyasal ya da biyolojik saldırılarda kullanma çalışmaları yapıldığı biliniyor. 'Mançuryalı Aday' (orijinali 1962 yılında çekilen ve beyin yıkama yöntemlerini konu alan bir film) kurgu değil gerçektir ve CIA tarafından 1950'lerde BLUEBIRD ve ARTICHOKE zihin kontrol programlarında yaratılmıştır.''


haber7com tarafından Cumhuriyet Gazetesinin muhtelif sayılarından derlenmiştir



- Aytunç Altındal, Araştırmacı - Yazar


Frekansla herhangi bir kimsenin beynine bir duyum (mesaj) gönderme teknolojik olarak mümkündür. Bu konu üzerinde gerek CIA gerekse KGB uzun zamandan beri çalışıyorlar. SSCB’de Komünist Parti’ye muhalif bazı kişiler, KGB’nin dalga harekatı yayınları sonucu ya intihar etmiş ya da delirmişlerdir…


- Onkolog Doktor-Haluk Nurbaki


CIA tarafından uyuşturucu ilaçlarla yapılan deneyler, ABD hükümetinin uyguladığı çok gizli zihin kontrol projesinin yalnızca bir kısmıdır. Bu deneyler binlerce kişi üzerinde 35 yıl devam etmiştir. Bu araştırmalar narkotik, hipnoz, elektronik olarak beynin uyarılması, alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi ve davranış değişiklikleri terapisidir. Devletler parapsikolojik silahları, vatandaşlarını kendi ideolojik ve politik sistemleri içinde tutmak için veya diğer ülke insanlarının zihinlerini etkileyerek değiştirmek ve kendi gayelerini uygun yönlendirmek için kullanacaklardır...


- Walter Boward, Gazeteci - Yazar


Radyohipnotik beyinler arası kontrol projesi, elektronik hipnoz yapmayı amaçlamaktır. Bu projede kişiye istemediği şeyleri yaptırmak mümkün hale gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana neler yaptırılmaz ki!


- E. Kurmay Albay Nevzat Tahran


CIA’da senelerdir, ‘Uyuyan Güzel’ kod adlı bir araştırma operasyonu yürütülüyor. Amaç, insan beyninin uzaktan kumandası, yönetilmesi ve yönlendirilmesi... Pentagon, bu operasyon hakkında hiç ama hiçbir teknik bilgi vermiyor. Açıklama şu: ‘Bugün eski bir CIA patronu olan Başkan Bush bile bu araştırmalarla ilgili bilgi alamaz.’


- Sıtkı Uluç, AA Brüksel Temsilcisi


"EMF sinyalleri ile insanlar uzaktan tespit edildiği gibi öldürülebiliyor. Psikotronik silah 320 kilometre mesafeden insan üzerinde etki yapabiliyor, metabolizmayı etkileyerek ölüme yol açıyor."


- Erol Erkmen, TUVPO Başkanı (Tanıtım Yazısından)


hayatlarımıza yön veren olayların önceden kurgulanmış bir 'Üst Tasarıma' göre yönlendirilmiş olup olmadığını anlayabilmek elimizdedir. İşte elinizde tuttuğunuz bu kitap, arayışlarınızda yardımcı olabilecek bir kaynaktır… - Aytunç Altındal, Araştırmacı / Yazar- Frekansla herhangi bir kimsenin beynine bir duyum (mesaj) gönderme teknolojik olarak mümkündür. Bu konu üzerinde gerek CIA gerekse KGB uzun zamandan beri çalışıyorlar. SSCB'de Komünist Parti'ye muhalif bazı kişiler, KGB'nin dalga harekatı yayınları sonucu ya intihar etmiş ya da delirmişlerdir… - Onkolog Doktor / Haluk Nurbaki- CIA tarafından uyuşturucu ilaçlarla yapılan deneyler, ABD hükümetinin uyguladığı çok gizli zihin kontrol projesinin yalnızca bir kısmıdır. Bu deneyler binlerce kişi üzerinde 35 yıl devam etmiştir. Bu araştırmalar narkotik, hipnoz, elektronik olarak beynin uyarılması, alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi ve davranış değişiklikleri terapisidir. Devletler parapsikolojik silahları, vatandaşlarını kendi ideolojik ve politik sistemleri içinde tutmak için veya diğer ülke insanlarının zihinlerini etkileyerek değiştirmek ve kendi gayelerini uygun yönlendirmek için kullanacaklardır… - Walter Boward, Gazeteci / Yazar- Radyohipnotik beyinler arası kontrol projesi, elektronik hipnoz yapmayı amaçlamaktır. Bu projede kişiye istemediği şeyleri yaptırmak mümkün hale gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana neler yaptırılmaz ki! - E. Kurmay Albay Nevzat Tahran- CIA'da senelerdir, 'Uyuyan Güzel' kod adlı bir araştırma operasyonu yürütülüyor. Amaç, insan beyninin uzaktan kumandası, yönetilmesi ve yönlendirilmesi… Pentagon, bu operasyon hakkında hiç ama hiçbir teknik bilgi vermiyor. Açıklama şu: 'Bugün eski bir CIA patronu olan Başkan Bush bile bu araştırmalarla ilgili bilgi alamaz.' - Sıtkı Uluç, AA Brüksel Temsilcisi- 'EMF sinyalleri ile insanlar uzaktan tespit edildiği gibi öldürülebiliyor. Psikotronik silah 320 kilometre mesafeden insan üzerinde etki yapabiliyor, metabolizmayı etkileyerek ölüme yol açıyor.' - Erol Erkmen, TUVPO Başkan-



SON ZAMANLARDA GIDEREK DERINLESEN "DERIN DEVLET" TARTISMALARININ ARKASINDAKI GERÇEKLERI GÖREBILMEK IÇIN, DR.TAHIR TAMER KUMKALE'NIN YAZILARINI, ÖZELLIKLE DE "BEYNIMIZI KIMLER VE NASIL YÖNETIYORLAR" ADLI KITABINI OKUMALIYIZ, OKUTMALIYIZ.


Medyamizin yabanci sermayenin eline geçmesinde bir sakinca görmeyenlere, rekabet ortaminin kalitenin yükselmesini saglayacagini savunanlara sormak isteriz: Hirant Dink'in öldürülmesinin ardindan, "derin devlet" tartismalarin, TGRT ekranlarinda defalarca yayinlanan ve diger kanallara ücretsiz servis edilen o malum görüntüler esliginde derinlesmesinin nedeni nedir? Dikkat etmissinizdir, medyamizda derin devleti dillerine dolayip demokrasi özürlü oldugumuzu savunanlar, varliklarini yüzyillar boyu sürdürebilmis olan devletlerin yapilanmalarindan, bas taci ettikleri devlet geleneginden hiç söz etmiyorlar. Adi ne olursa olsun, Almanya'da, Fransa'da, Ingiltere'de, Amerika'da... bir derin devlet yapilanmasi yok mu? Olmaz olur mu, elbette var. Var, ama Saros beslemesi bu 'embedet' kalemsörlerin gerçekleri anlatmak gibi bir kaygilari yok ki. Onlarin asli görevleri gerçekleri çarpitmak, beyin yikayicilara usaklik etmek.


Süper Güç'ün yörüngesine girmis medyanin yani sira, iktidar ve muhalefet arasinda da bilinçsizce sürdürülen "çetelesme" suçlamalarinin tozu dumani arasinda gerçekleri görebilmek, ne yazik ki mümkün olamiyor.


Peki neler oluyor, nedir bu derin devlet- kotr gerilla tartismalarinin gerçek yüzü?


"Derin devlet" suçlamalarinin asil hedefi ne, kimler, ne yapmak istiyorlar? Oyunun gerçek yüzünü göremeyenler, bilerek ya da bilmeyerek bu kurgulamanin bir figürani haline nasil geliyorlar?


Sorular, sorular, sorular...


Ülkesini seven herkesin gerçek yanitini bulmak için can attigi sorular...


Peki, karanlikta kalmaya mahkûm muyuz; derin devlet tartismalarini bos gözlerle mi seyredecegiz? "Derin devlet" saldirilari ile ne yapilmak isteniyor, bilemeyecek miyiz?


Hayir; çok sükür ki bir bilgemiz, ömrünü bu ülkede yasayan insanlarin mutluluguna adamis bir vatansever yazarimiz, emekli olduktan sonra bilgilerini, birikimlerini vatandaslariyla paylasabilmek için gece gündüz çalisan bir kurmay albayimiz var. Taniyorsunuz onu: Dr.Tahir Tamer Kumkale.


Dr. Kumkale, gazetemizde yazdigi makalelerde ve Beynimizi Kimler Nasil Yönetiyor adli kitabinda, güçlü ülkelerin ele geçirmeyi hedefledikleri ülkelere karsi uyguladiklari psikolojik savas yöntemlerini ve Türkiye'de bu saldirilari bosa çikarma amaciyla yapilan çalismalari ayrintilari ile anlatiyor.


Dr. Kumkale, zamanin Genelkurmay Baskani Org. Nurettin Ersin'in yönlendirmesi ile, Türkiye'de psikolojik harekat çalismalarini yönetip yönlendirecek olan Toplumla Iliskiler Baskanligi'nin (TIB) kurulusunda, Binbasi Oguz Kalelioglu ile birlikte çalismistir. 11Kasim 1983'te, Anayasa'nin 118'inci maddesine göre 294 sayili yasa ile kurulan ve daha sonralari Toplumla Iliskiler Baskanligi adini alacak olan Psikolojik Harekât Teskilati'nin ilk baskani, Tuggeneral Dogan Bayazit'ti.


21 yil hizmet görmüs ve uyguladigi Psikolojik Harekât Planlari ile ülkemize yönelik saldirilari gögüslemis ola teskilat, AB uyum sürecinde 2003 yilinda kapatilmistir!


DR. KUMKALE, Psikolojik Harekât'in bir ülke için ne kadar önemli oldugunu taze bir örnekle, "Kurtlar Vadisi Irak" filmi örnegi ile anlatiyor. Hepimizi heyecanlandiran, biraz da yüregimizi soguttugunu sandigimiz bu film, aslinda, Türk Silahli Kuvvetlerini güçsüz, beceriksiz göstermeyi hedefleyen küresel psikolojik harekâtçilarin- kendi açilarindan- basarili bir uygulamasidir. Türk ordusunun 11 seçkin askerinin yapamadigini Polat Alemdar ve üç arkadasi kolayca becerebilmektedir! Süleymaniye'de 11 seçkin askerinin basina çuval geçirilmekle, ordu-millet karakterindeki insanlarin gururu kirilmaktadir. Milletin bilinçaltindaki o abidenin, a sahane imajin, senaryosu ustaca kurgulanmis bir filmle dinamitlenmesi gibi, Hrant Dink'in katilinin iki güvenlik mensubu arasinda çekilen bayrakli görüntülerinin TGTR ekranlarinda tekrar tekrar gösterilmesi, diger televizyon kanallarina bedelsiz verilmesi de ayni psikolojik savasin bir baska uygulamasidir.


"Iste PSIKOLOJIK HAREKÂT budur. Iyi planlanip, uzman kisilerce uygulandiginda basarisi katlanarak büyümektedir. "Derin devlet kavramiyla aslinda hedef alinan, derin devlet suçlamasiyla milletin gözünden düsürülmek istenen birim, Türk Silahli Kuvvetler bünyesinde görev yapan Özel Kuvvetler Komutanligi'dir." Genelkurmay Baskanligi'na bagli olarak görev yapan Özel Kuvvetler, yapacaklari çok özel görevler nedeniyle, çok özel sekilde yetistirilen seçkin askerlerden olusur. "Özel Kuvvetler; ülkemizin herhangi bir düsman bölgesi düsman isgali altina girdigi takdirde, bu topraklarda kalan Türkler tarafindan düsman kuvvetlerine karsi örgütlü ve planli olarak karsi konulmasi ve cephe gerisinde uygulayacagi gerilla eylemleri ile düsmana azami zarar verdirilmesi için baris zamaninda yapilacak hazirliklari yürüten askeri bir birliktir. Çok seçkin subay-astsubay ve uzman personelden olusan birlik, yukarda belirttigim ana görevi disinda, yurtiçinde herhangi bir askeri birligin kabiliyetini asan özel görevleri de yerine getirir. Uçak kaçirmalar, sabotajlar, anarsi ve terör örgütlerine karsi düzenlenecek nokta operasyonlarinda basari ile görev alan Özel Kuvvetler, halk arasinda 'bordo bereliler' olarak isim yapmislardir. Bu birliklerde görev alma ayricaligina erismis rütbeli personelin, kamuoyu nezdinde, kendilerine ve ailelerine gurur verecek hakli, üstün bir yeri vardir." Özel Kuvvetler, 12000 yillik tarihimizin her asamasinda, Cumhuriyet öncesinde de, Cumhuriyet sonrasinda da, degisik ad ve yapilanmalarla, Türk'ün yurt edindigi genis cografyalarin her parselinde etkin görevler üstlenmislerdir. Daha sonralari tümen seviyesinde örgütlenen Özel Kuvvetler, özel durumlarda savasma konusunda, dünyanin en iyi yetistirilmis askeri gücü oldugunu defalarca kanitlamistir. Küresel gücün BOP kapsamindaki cografyada yapmayi düsündügü uygulamalar önündeki en büyük engel, Türk Silahli Kuvvetleri ve özellikle TSK bünyesinde görev yapan Özel Kuvvetler'dir. Kurulus amaci ve görevleri yasalarla belirlenen Özel Kuvvetler'in, her türlü yasa disi olaylari planlayan bir suç örgütü olarak gösterilmesi, küresel çapta planlanmis bir Psikolojik Harekât'tir. Dr. Kumkale, Beynimizi Kimler Nasil Yönetiyorlar adli kitabinda, "düsmanlarimizin bizi bizden iyi tanidiklarini, bu yüzden ünü dünyaya yayilmis güçlü Türk ordusu ile çatisma riskine girmeden", kaleyi içten fethetme usullerini kullandiklarini vurgulayarak, "Bunun da adi psikolojik savastir" diyor.


"Aslinda bu etkili ve endirekt olarak hedefe giderek basarili sonuçlar alinmasi kaçinilmaz olan bu savas sekli yeni ve bilinmeyen bir sey degildi. Dünyanin en eski savas metotlarindan biri olan psikolojik savas (psikolojik harekât) insanlik tarihinin bilinen en eski devirlerinden beri kullaniliyordu ve hedefi dogrudan insan beyinleriydi." (...) "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulus dönemlerinden baslamak üzere, Türk halki üzerinde acimasiz ve sinsi psikolojik savas taktikleri uygulanmaktadir. Toplumun bütün kesimleri bu acimasiz ve sinsi fakat çok tesirli savasin etkisi alanindadir."


(...)"Insanlarimizin beyinleri, bilinçli sekilde sürdürülen planli ve programli yikici propagandanin bütün saldirilarina karsi korumasiz birakilmistir. Sonunda, dünyanin kendi kendine yetebilen birkaç ülkesinden biri olan, 600 yil dünyaya hükmetmis bir dünya devleti olusturan Türk milleti, kendi kendini yönetemez duruma gelmistir."


(...) "Dünyayi yeniden yapilandirmak için birçok proje üretip bunlari birbiri pesi sira yürürlüge sokan küresel güçler, bulundugumuz cografyada bizim gibi potansiyele sahip güçlü bir ülke istememektedir."


Bu hedefin önünde en büyük engel olarak Türk Silahli Kuvvetleri görülmektedir. O nedenle, toplumu sarsan her olumsuz gelisme, "derin devlet" suçlamasi ile ordu ile iliskilendirilmeye çalisilmaktadir.


Dr. Kumkale, ordumuzu yipratmaya yönelik Psikolojik Harekat'in argümanlarini söyle özetliyor: "*Asker mafyalasmistir. Faili meçhul cinayetlerde parmagi vardir.


*Ordu içinde çeteler vardir ve bunlar kendi baslarina buyruk illegal isler yapmaktadir. *Bazi ordu mensuplari, kara para aklama, uyusturucu ve silah ticaretine bulasmistir. Bu isleri, ordu içindeki görev geregi olan gizli çalisan birimler, gizlilik ve dokunulmazlik örtüsü altinda yapmaktadir."


Jeo-politik konumu ve tarihsel mirasi nedeniyle yasadigimiz topraklar ve de bizler her zaman küresel güç olma iddiasinda olanlarin boy hedefi olmusuzdur. 5bin devletçikten olusan yeni bir dünya haritasi olusturma pesinde olanlar, Türk Silahli Kuvvetlerini yipratmak için her firsati degerlendirmek isteyeceklerdir.


Neler yapilmak istendigini, bizim neler yapmamiz gerektigini bilebilmek için, Tahir Tamer Kumkale'nin Pegasus Yayinlari'nda çikan Beynimizi Kimler Nasil Yönetiyorlar kitabini mutlaka okuyalim.


KÜPE


Hepimizi ciddi bir tehdit altinda birakan küresel psikolojik saldiri ortaminda "beynimize sahip olabilmek için; yeterli ve dogru bilgilerle donanmis, sadece maddeyi degil, beraberinde milli suuru da özümsemis nesiller yetistirmek mecburiyetindeyiz. Aksi halde, eski de olsa gelisen teknoloji ile sinirsiz güce ulasan psikolojik savas ve onun en güçlü silahi olarak bilinen propagandanin hedefi ve magduru olmaktan kurtulamayiz.


Dr. Veysel GANI


ABD'nin Ulusları yok etme silahı : GENOM


Kendilerini seçilmiş insanlar olarak gören Amerikalı'lar, dünya egemeliğini ellerine geçirmek için Türkler gibi diğer ulusları da toptan yok etmeyi planlıyor. Bu amaçla başlatılan GENOM projesine göre önce toplumların milli değerleri ortadan kaldırılıp bölünmeleri sağlanacak,sonra tarihin sayfalarına gömülecektir. Geçmiş yıllarda bütün Töton ırkları içinde Amerikan halkı, "sonunda dünyanın dinçleştirilmesine öncülük etmek üzere" seçilmiş ulus olarak görülürdü. Amerika'nın yüce görevi buydu. Tanrı Amerikan halkını, "dünyanın gelişmesini emanet ettiği halk, hakça bir barışın koruyucuları olarak atamıştı . 1910'ların ABD'sinde Beveridge bu görüşleri dile getirmişti. Bugünün ABD Başkanı Bush, "Birliğin Durumu" adlı konuşmasında "Kendisinin yıldızların ötesinden aldığı ilhamla dünyayı demokratikleştirme ve özgürleştirme" görevi olduğunu söylemiştir.


Genetik silah


6 Mayıs 2005 tarihli Milliyet Gazetesi'nin haberine göre dünyadaki ırkların genetik geçmişini aydınlatmak üzere "National Geographic" Derneği ve IBM şirketinin sponsorluğu ile "Genografi" adlı bir proje başlatılmıştır. Bu proje ile Genetik yapısı nispeten saf olan yerli topluluklardan en az yüz bin DNA örneği toplamayı hedeflemektedir. Bu projeye, dünyanın her yanından genetik geçmişini bilmek isteyenler de katılabileceklerdi. Bu noktada öteden beri Türkiye'de çeşitli isimler altında ortaya konulan birkaç somut olayı hatırlamak gerekir. Bunlardan en popüleri ünlü Dr.Babuna olayıdır. Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un Tespiti Kan kanseri olan ve ABD'de tedavi gören Dr.Babuna'ya uygun kemik iliğinin bulunması için Türkiye'nin belirli bir bölgesinden büyük bir "kan toplama" kampanyası düzenlenmiş ve analiz için binlerce kan örneği ABD'ye gönderilmişti.


D

r.Osman Durmuş Sağlık Bakanı olur olmaz "Kanla genetik haritamızı çıkarmak istiyorlar" diyerek bu kampanyanın stratejik ve sinsi amaçların aracı olarak kullanılmasına dikkat çekmişti. Toplanarak ABD'ye gönderilmiş olan kanların geri getirilmesi için de olağanüstü gayretler ortaya koymuştu. Genom Projesi'nin Türkiye yönünden önemi Proje özellikle Türkiye'yi hedef almamaktadır. Gerçekte bilimsel içerikli bir araştırma olup küredeki insanların geçmişleri, kökleri ve ırki özelliklerine ilişkin veriler elde etmeyi amaçlamaktadır. Ancak Türkiye'de her fırsattan yararlanarak ortaya konulan ya da konulacak olan her bilgi ya da veriyi "Türk soyu" aleyhine yorumlama gayretkeşliği içinde bulunan onlarca insan var. Bunun tipik örneklerinden birisinin de bu proje vesilesiyle proje sorumlusu Dr.Wells ile yapılan bir söyleşi ve Milliyet Gazetesinden söz konusu söyleşinin veriliş biçimidir. Milliyet gazetesi henüz tamamlanmamış, sonuçlandırılmamış ve kesinliği konusunda da her zaman kuşkular olacak olan bir projeyi vesile ederek şu başlığı atıyor: "Türkiye'de Türk Genlilerin Sayısı Az". Dr.Wells'in "Türkiye'de Türk geni az" görüşlerine Türkiye'den uzmanlar da büyük bir iştahla derhal katılmışlardır. Bir gen uzmanı: "Türkler çok heterojen. Bu aslında beklenen de bir sonuç. Çünkü Türkiye göç yolları üzerinde. Önemli olan insanların kültür birliğidir. Türkler genetik bakımından çevresindeki insanlara benziyor. Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslara benziyoruz. Ermenilere de Arap'lara da biraz benziyoruz ama kendimize özgü bir yapımız var". Bir başkası da Türkiye'nin "Heterojen bir yer olması çok doğal, biz göçmeniz. Biz, durduğumuz yerde durmamışız. Cinsel cazibe çok önemlidir. Türkler gerek erkekleri gerek kadınları göçmen oldukları için çok rahatlıkla kapalı kalmamışlar. Sürekli bir hoşgörü içinde bulundukları toplumda gen alıp vermişler, eş alıp vermişler".


Gazetecinin "Araştırma sonucunda, örneğin Orta Asya'dan geldiğini sanan bir Türk, atalarının Afrika'dan Anadolu'ya geçtiğini öğrenebilir, öyle mi?" diye sorduğu soru ve bu soruya verilen cevap da oldukça ilginçtir. Yapılan araştırmaların ortay çıkardığı söylenen bilimsel bulgularına göre bütün ırklar Afrika'dan türemiş ve oradan dünyanın diğer yörelerine dağılmışmış. Bu mantığa göre Orta Asya'ya da insanlar Afrika'dan gitmiş olmalıdır. Orta Asya'dan Anadolu'ya birkaç kişi (!) de olsa birilerinin geldiği bir vakıa olduğuna göre bu mantığa göre önceden bilinen bir sonuç niçin şaşırtıcı olsun? Türklük kavramını ortadan kaldırmak istiyorlar Genom ve benzeri araştırma sonuçları gerekçe yapılarak küreselleşmenin gereği olan, tüm eski mensubiyet, aidiyet veya kimliklerin yeniden tanımlanması, onlardan kuşku duyulmasının sağlanması ve bunlara bir çok yeni değerler eklenmesi söz konusu edilebilecektir.


Bu tür projeler milletleşme sürecini henüz tamamlayamamış toplumlarda sosyal, kültürel ve siyasal sonuçlar doğuran büyük çalkantılara neden olabilir. Bu bağlam henüz Türk mü, Türkiyeli mi? Müslüman mı, Ilımlı Müslüman mı? Türk vatandaşı mı, Dünya vatandaşı mı? Olduğuna karar verememiş aydını bu denli bol olan bir ülkede büyük etkileri olacağı açıktır. Genom projesinin Türkiye'ye yönelik amaçları için şunlar söylenebilir. 1.Türk'lük kavramının tartışmaya açmak "Türkiye'de Türk genlilerin sayısı az" gibi bir ön yargı ile yola çıkanlar Türkiye'nin Türklerin ülkesi olarak nitelendirilmesinin sona erdirilmesi amacını güttükleri söylenebilir. Buna bağlı olarak da Türkiye'de yeniden milliyet, Türk, Türklük, milliyetçilik, milli egemenlik, bağımsızlık gibi kavramları tartıştırmaya çalışabilirler.


2.Kimliklerden kuşku duymak


Türkiye'de yaşayan insanların kimlikleri konusunda kafalarının karıştırılarak; insanların mevcut aidiyetlerinden kuşku duyar hale getirmek isteyebilirler. Nitekim Türkiyeli bilim adamlarının bile kerameti kendinden menkul bu tür araştırmalara bilim dışı kalırız korkusuyla "evet, zaten biz de böyle olduğunu biliyorduk" gibi bir yaklaşım içine girdiklerine göre halk kitlelerinin bu tür spekülasyonlar karşısındaki durumunun ne olacağını iyi düşünmek gerekir.

3.Azınlıkların kışkırtmak


Bu projenin Türkiye yönünden etnik ve mezheple ilgili yapıları abartıp, kışkırtarak mikro milliyetçi akımların gelişmesini sağlamak gibi gizli bir amaca hizmet ettiği açıktır. Son zamanlarda AB'nin Alevilerin ve Kürtlerin azınlık olarak kabul edilmesini talep etmesiyle sözü edilen gen projesi arasında gizli bir bağlantı bile söz konusu olabilir. Genom projesiyle AB'nin Türkiye'de suni azınlık yaratmayı esas alan uçuk taleplerine bilimsel gerekçe üretilmiş olabilecektir.


4.Sosyal çözülmeler yaratmak


Toplumların benzerliklerini perdeleyerek farklı yanlarını ve ayrıntıları ön plana çıkarıp sosyal çözülmelerin önünü açmakta bu tür projelerin bir başka amacı olabilir.


5.Kitleleri birbiren düşürmek


Barış içinde bir arada yaşayan kitleleri birbirine düşürmek, ulusal sınırların laboratuarda üretilmiş ırkı ve etnik yapılar doğrultusunda yeniden çizilmesini sağlamak.


6.Ülkeler'in kendi içlerine kapanmasını sağlamak


Özellikle imparatorluk mirasçısı olan Türkiye gibi ülkeleri etnik/ırki çelişkilerle uğraştırarak kendi içine kapanmasını sağlamak ve hatta ayrıştırma başarılı olursa kontrol edilebilir etnik temelli küçük devletçiklere dönüştürmek. "Genom" milli değerleri yıkma sürecinin son aşamasıdır. Türkiye'de son zamanda milli olan her şeye şuursuzca saldıran sayısız yazar/gazeteci ve düşünür türemiştir. Bunlar Türkiye için değerli, kutsal, milli, etik bulunan her şeye saldırarak halkta moral bunalımına neden olmaktadırlar. Gerçekte yapılan psikolojik bir savaştır. Bu savaşı klasik savaştan ayıran askerle ve silahla değil kavramlarla yapılmış olmasıdır. Örneğin Türklerin meşhur "Oğuz Kağan Destanı"ndan bugüne, nesillerin nesillere aktararak getirdikleri bir "vatan"ın kutsallığı algısı vardır. Bunun için Türkün olduğu her yerde önce yüreklere sonra da dağa bayıra her yere "Önce vatan" yazılmıştır. Vatan uğruna ölen evladının ardından bir baba çıkar ve "oğlumu uğruna kaybettim. Vatan sağ olsun" der. Bu duyguyu yenmek ve halkın nezdinde gözden düşürmek için sureti haktan görünen türlü çeşit gayret sarf edilmektedir. Bir gazete yazarı vatana ihanetin sağlayacağı yararları bir İspanyol yazardan alıntı yaparak şöyle ifade eder: "Vatan tüm kötü alışkanlıkların anasıdır: İlletten tedavi olmanın en hızlı ve etkin yolu onu satmak, ihanet etmektir; nasıl mı satmak? İster pahalı ister bedavaya; kime mi? En yüksek peyi kim sürerse ona; ya da, verip kurtulmak ağulu armağanı, onu hiç bilmeyene, bilmek de istemeyene; ister zengine ister yoksula, umursamazın tekine ya da bir aşığa; salt ihanet zevki yeter; bizi belirleyen, bizi tanımlayan, istemeden bizi bir şeyin sözcüsüne dönüştüren; üstümüze bir yafta yapıştıran, bize bir maske yakıştıran ne varsa ondan sıyrılma zevki uğruna… Haraç mezat satmak her şeyi; tarih, inanışlar, dil; çocukluk, manzaralar, aile; fırlatıp atmak kimliğini, sıfırdan başlamak; Sisyphos olmak, aynı zamanda, kendi küllerinden yeniden doğan Anka kuşu". Bu yazar aktardığı bu sözlerden sonra "önce vatan" ilkesini sistemimizden dışarı atıp atamayacağımızın ne kadar önemli olduğunu altını çiziyor.


"Vatan seni seviyor mu?" Bir başka meşhur düşünürümüz (!) de şöyle diyor; "İnsanı zorla askere alıyorlar, Afganistan'a yolluyorlar. 'Vatanını seviyorsan' diyorlar. 'Sevmiyorum' derse ne olacak? Siz vatanı seviyor musunuz? Ben yaptığım işi seviyorum. İnsan yaptığı işi seviyorsa, bir de 'vatanı sevmek' diye ayrıca bir meslek çıkmaz ortaya. Vatan sevmek bir meslek midir Allah aşkına? Bir de 'Vatan seni seviyor mu?' diye sorarlar adama". Bu düşünür (!)bir mülakatta sorulan "Milliyetçilik ne demektir?" sorusuna Oscar Wilde'dan şu alıntıyı yaparak cevaplandırmıştır: "Her alçağın son sığındığı yer milliyetçiliktir". Bu anlı şanlı (!) yazar ülke ve millet sevgisiyle dolu, zamanını üretmekle geçiren, kütüphane ve laborotuvarları mesken edinmiş, eba ecdatının mirasına saygılı, diline ve inanç değerlerine bağlı olmayı milliyetçilik olarak algılayan insanlara bile dolaylı da olsa "alçak" deme hakkını kendinde görebilmektedir.


Milliyetçiliğe karşı dünya vatandaşlığı


Bir başka yazar :


"Millet herhangi bir insan kümesinden neden daha değerli olsun?" diye sorarken bir diğeri "milliyetçiliğin iyisi yoktur" diye yazar. Milliyet, milliyete bağlılık bilinci, milli devlet ve milli egemenlik aşağılanırken onun yerine konulması gerekenler üzerinde de kafa yoran bir başka aydınımız erkekçe (!) bir çıkışla "milliyetçiliğe karşı dünya vatandaşlığı"nı önerir. Birisi çıkıp da kendi ülkesinin vatandaşı olmayı beceremeyen birisinin dünya vatandaşı olmayı nasıl becereceğini soracağını ise hiç aklına getirmez. Kuşkusuz bütün bu çabalar entelektüel egzersiz olsun diye yapılmamaktadır. Millet, milliyet, milliyetçilik, vatan vb. kavramların tahribinin ardından son aşama olarak Genom Projesi ile de "Türk diye bir soy yoktur" siz "kendinizi yanlış tanıyorsunuz, aslında siz Afrika'dan Mao Mao ya da Hutu kabilesinin ilk reisinin torunlarısınız" demeye getireceklerdir. Ardından da vatanınız dünya, milletiniz bütün insanlıktır; bulunduğunuz topraklara gelince işte oralar bulunmanız gerekli olan topraklar değil! Nitekim Genom ve benzeri projelerle eş zamanlı olarak Türkiye'de Türklerin yüzdesi de verilmeye başlanmış, milliyetçilik sözü edilen projenin varsayımlarına göre yeniden Türklük'ün tanımlanması ortaya atılıp önerilmeye başlanmıştır.


GENOM Projesi neyi amaçlar?


Genom, ABD'nin dünyadaki en büyük güç olma savaşının en büyük silahıdır. Yakın geçmişte SSCB'nin evrensel iddialarından ve kapitalizmin lideri ABD'yle rekabetten çekilmesiyle dünya tek kutupluluğa mahkûm hale gelmiştir. Neredeyse bütün ülkelerinin günümüzde egemenlikleri, meşruiyetleri, etkinlikleri ve varlıkları tek küresel güç olan ABD'ye bağımlıdır.


ABD' de tarihin kendisine sunduğu bu eşsiz tek güç olma fırsatını sürekli kılabilmek için elinden geleni yapmaktadır. Bu bağlamda tek küresel güç olmanın sağladığı stratejik, askeri ve politik üstünlüğünü dünyanın herhangi bir köşesinde tehdit edecek bir bloklaşmanın ya da bütünleşmenin ortaya çıkmasını engellemeyi birinci stratejik hedef olarak almıştır. Bu bakımdan bölgesel güç olabilecek ülkeleri etnik, soy, dil, mezhep, ideoloji vb. yönlerden ayrıştırarak güçsüzleştirmektir. İşte "Genom" bu amacı gerçekleştirecek çok güçlü ve bir o kadar da tehlikeli stratejik bir saldırı projesidir .Bir başka deyişle Milli Devletler'e yönelik ırkçı saldırıların başlangıç aşamasıdır. Türkiye kendi genlerini AB/ABD/Yunan/Ermeniperest olmayan, kendisini "Dünya Vatandaşı" değil Türk vatandaşı olarak gören fikir namusuna sahip bilim adamlarına emanet etmelidir. Gen araştırmalarını Türkiye'ye karşı silah olarak kullanmak isteyenlere karşı kendi argümanlarını bizzat kendi bilim adamlarına hazırlatmalıdır. Artık birileri bu konuda da "Değmesin mabedimin göğsüne namehrem eli" demek cüretini göstermelidir.


Kaynak: Yeniçağ


İnsan Genomu Projesi


Organizmayı oluşturmak için gerekli bilgilerin toplamına genom diyoruz. Bir diğer tarifle, bir hücredeki genetik materyalin tamamı o organizmanın genomunu oluşturur.


Resmi olarak Ekim 1990’da başlamış olan insan genom projesi (İGP), uluslararası niteliğe sahip olup insan kromozomlarının fiziksel haritasının çıkarılmasını, sayısı yaklaşık 100.000 adet olarak tahmin edilen insan genlerinin keşfedilmesini ve bu sayede bu genlerin daha ileri biyolojik çalışmalar için ulaşılır kılınmasını amaçlamaktadır. Günümüzde, tedavisi henüz olanaksız 3000’den fazla genetik hastalık milyonlarca insanın yaşamını etkilemektedir. Bu tip hastalıklardan sorumlu genlerin yapısının aydınlatılması ile “işlevi bozuk” genler için “düzeltmelerin” yapılabileceği, hastalıkların önceden teşhisi ve tedavisinin mümkün hale geleceği tartışmaları, bu projenin başlatılmasındaki en önemli etken olmuştur.


Genetik bilimi, 1860’larda, Gregor Mendel’in kendi yetiştirdiği bezelyeler üzerine yaptığı çalışmalarla başladı. Mendel bezelyelerin çeşitli karakterlerinin (renk, büyüklük, vb. tohum ve çiçek özellikleri) daha sonraları “gen” olarak isimlendirilecek ünitelerle belirlendiğini, bu ünitelerin kalıtım faktörleri olduğunu gösterdi. Bunu, genetik bilgilerin kromozom adı verilen yapılar üzerinde taşındığının bulunması izledi.


Watson ve Crick isimli iki araştırıcının deoksiribonükleik asitin (DNA’nın) yapısını keşfetmesi, insan genom projesinin geçtiğimiz günlerde popüler hale gelmesinden sadece yarım yüzyıl önce gerçekleşti ve bu dev buluş bugünkü gen teknolojilerine olanak veren bir dönüm noktası oluşturdu. 1970’lerde DNA üzerindeki belirli genlerin izole edilebildiği, bu genlerin kesilip biçildiği ve yeniden yapılandırıldığı “genetik mühendisliği” uygulamaları başladı.


Organizmayı oluşturmak için gerekli bilgilerin toplamına genom diyoruz. Bir diğer tarifle, bir hücredeki genetik materyalin tamamı o organizmanın genomunu oluşturur. Yine diğer bir tanımla genom, bir organizmanın DNA’sının tamamı olup o organizmanın yaşamı boyunca tüm yapı ve aktivitelerini belirleyecektir. Tüm bu tanımlar, genomun DNA materyalinden ibaret olduğunu, her iki terimin de genetik materyali ifade ettiğini göstermektedir. Bu materyal, sıkı bir yumak halinde biçimlenerek kromozom adını verdiğimiz silindirik yapıları oluşturur. Prokaryot adı verilen tek hücreli basit canlılarda (bakteriler) tek bir kromozom oluşturan bu materyal hücre içerisinde serbest iken, ökaryot adını verdiğimiz daha ileri canlılarda (algler, mantarlar, bitkiler, hayvanlar, insanlar) her hücrede birden fazla kromozom şeklinde bulunur ve bu kromozomlar özel bir kompartman olan hücre çekirdeği içinde yer alırlar. Serbestçe açılması halinde 2 metreye yaklaşan DNA molekülü, sıkı bir yumak oluşturması sayesinde mikroskobik büyüklükteki hücreye sığmaktadır.


İ

nsan genom projesinin temel hedefi, insan genomunun detaylı bir fiziksel haritasını elde etmektir. Baz çifti sayısı temelinde genlerin dizilimi ve aralarındaki mesafeyi gösterecek bu haritanın elde edilmesi, ancak DNA üzerindeki nükleotidlerin dizilim analizi (sekanslama) ile mümkündür. Elde edilen insan genomu referans dizisi, yeryüzünde yaşayan her bireyin genom dizisine birebir uymayacaktır Örnekler çok sayıda gönüllüden özel bir protokolla alınmış olup bu örneklerden çok azı projede kullanılmaktadır. Örnekleri veren kişilerin ismi saklıdır; dolayısı ile hem örneklerin sahipleri, hem de bilim adamları bu projede kullanılan DNA’ların kimlere ait olduğunu bilmemektedirler. Kadınlardan kan örnekleri, erkeklerden ise sperm örnekleri alınmıştır, kadınlarda Y kromozomu bulunmadığından sperm örnekleri özellikle önemlidir. İlk referans genom dizisinin oluşturulmasının 10-20 birey bazında olacağı tahmin edilmektedir.


Fiziksel haritanın elde edilmesi için öncelikle seçilen kromozomun çok küçük parçacıklara ayrılması, bu parçacıkların ayrı ayrı dizi analizlerinin yapılması ve elde edilen verilerin birleştirilmesi gerekir. Bu amaçla, restriksiyon enzimleri adı verilen ve DNA’ nın belirli dizilerini tanıyıp molekülü o dizilerden kesen enzimler kullanılır.Daha sonra, elde edilen parçacıkların daha ileriki çalışmalarda kullanılabilmesi için klonlanması (çok sayıda kopyasının elde edilmesi) işlemine geçilir. Farklı DNA parçacıklarında birbiri ile örtüşen diziler belirlenmek suretiyle kromozom boyunca uzun bir segmenti, hatta tüm kromozomu temsil eden sıralı bir klonlar kolleksiyonu (kontig) elde edilir. Bu yolla elde edilen harita “kontig harita” olarak isimlendirilir.


Günümüzde nükleotid dizilimi analizi için DNA çiplerinin kullanıldığı yeni yöntemler de mevcuttur, ancak en yaygın olarak kullanılan yöntemde temel adımlar şunlardır: Öncelikle her bir kromozom (50-250 milyon baz çifti) enzimlerle çok daha küçük parçacıklara (yaklaşık 500 baz çifti; Celera Genomics’te geliştirilen yeni ve hızlı yöntemde 2000-10.000 baz çiftlik parçalarla başlandığı bildirilmektedir) bölünür. Makinalarla yapılacak olan dizi analizi için herbir parçacığın milyarlarca kopyası gerekir. Bu nedenle parçacıklar bakteri hücrelerinde klonlanırlar ve çok hızlı çoğalan bakteriler kopya makinaları gibi bu parçacıkları çoğaltırlar. Bu şekilde çoğaltılan DNA materyali, özel boyalarla muamale edilerek her bir baz çeşitinin (A, T, G, ya da C) lazer ışık altında farklı bir renk vereceği biçimde boyanır, daha sonra parçacıkların elektroforezleri yapılarak büyüklüklerine göre ayrılırlar ve bu süreçte lazer ışını ve kamera bazların boyanma rengini kaydederek 4 renkli kromatogram oluşturulur. Tüm bu işlemler insan eliyle değil, otomatik dizi analiz cihazı kullanılarak yapılmaktadır. Bazlar “okunduktan” sonra bilgisayarlar aracılığıyla dizilim analiz edilir. Katrilyonlarca hesaplama sonucu parçacıkların dizilim bakımından birbirleri ile örtüşen uçları yanyana getirilmek suretiyle dizilim yeniden düzenlenir. Analiz hataları, gen bölgeleri (insan genomunda bilinen fonksiyonel proteinleri kodlayan genler, toplam genomun sadece yaklaşık %5’ini oluşturmaktadır, geriye kalan kısım ise gen aktivitesini kontrol eden ya da henüz fonksiyonu bilinmeyen bölgelerdir), daha önce bilinen genlere ne oranda benzerlik gösterdiği, vb. belirlenir. Herbir DNA parçası 5 kez dizilim analizinden geçmişse, elde edilen bulgular “taslak” dizilimi oluşturur. Analiz 10 kez yapıldığında ise “final” dizilim (hata oranı 1/10.000) elde edilir. Bugünkü analiz sonuçları %90-95 doğrulukta bir müsvette analiz sonuçlarıdır.


Hatalar ve bazı boşluklar halen mevcuttur, yüksek kaliteli referans diziliminin 2003 yılında elde edileceği bildirilmektedir. Ancak, final dizilimin elde edilmesi projenin nihai amacı değildir; bulunan genlerin fonksiyonlarının ve birbirleriyle etkileşiminin anlaşılması çalışmaları sürecek, buna paralel olarak çeşitli hastalıkların tedavisi için geni ya da kodladığı proteini hedef alan yeni ve etkin ilaçların tasarım ve denenmesine devam edilecektir (sorumlu genin aydınlatılmış olduğu bir çok hastalık için halen bu yönde çalışmalar sürmektedir).


P

roje bünyesinde robotiklerin ve bilişim teknolojisinin önemi özellikle not edilmelidir. Sadece insan gücü kullanılarak projenin gerçekleştirilebilmesi neredeyse olanaksızdır. Robot kolları olan yüzlerce makine, aynı anda, DNA parçacıklarını dizilim analizi için ince cam tüplere pompalamaktadır. Bunun yanısıra, veritabanı ve yazılım geliştirme alanlarındaki ilerlemeler de bu projeye hız kazandırmıştır. Teknoloji ilerledikçe ve dizilim bulguları çok büyük bir hacim tutacak şekilde biriktikçe, eldeki bilgilere sahip çıkmak, organize etmek ve bunları yorumlayabilmek için daha sofistike bilgi işlem kaynaklarına gereksinim olacaktır. Proje ile ilgili tüm araştırıcıların dünyanın her yerinden dizilim bulgularına ulaşıp onları kullanabilmeleri, projenin başarısının doğrudan ölçütüdür. Perkin Elmer, Celera Genomics için 1 milyar dolar harcamış, en hızlı analitik cihazları (300 adet) ve yüksek performanslı süper bilgisayar teknolojisini temin etmiştir. Özel bir yazılım ile 80 terabayttan fazla veri işlenebilmiştir. Bu nedenlerle, Celera Genomics’in gen dizilimi analizi yapan diğer tüm laboratuvarlara göre en az 3 kat daha hızlı çalışabildiği ifade edilmektedir. Bunun vurgulanması için, Celera laboratuvarlarının aylık elektrik faturasının 60.000 dolar olduğu belirtilmektedir. Şirket yöneticileri, 9 ay gibi kısa bir süre içinde etnik kökenleri farklı toplam 5 birey için (3 kadın, 2 erkek) 15 milyara yakın baz çiftinin diziliminin tamamlandığını açıklamaktadır.


Alıntıdır.



kaynak: http://www.geocities.com/secme_tartismalar/tartismalar/tartisma_harunyahya.html


ali oktay


195.175.135.185 YETKİLİLER NİHAYET UYANDI, February 3 2003, 6:24 AM


VE SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ, TÜRKİYE'DEN KAN ÇIKARILMASINI DÜN (17.6.1999) YASAKLADI!... BAKAN BİZİM DE ÇOK ÜZERİNDE DURDUĞUMUZ "ÇAĞIMIZDA KANIN STRATEJİK MALZEME OLDUĞU" HUSUSUNU VURGULADI!.. BUNUN ÜZERİNE BEDAVA TARAFINDAN 100.000'DEN FAZLA KAN ÖRNEĞİ TOPLAMIŞ OLAN FİRMA TEMSİLCİLERİ VE OKTAR BABUNA'NIN ARKADAŞLARI BİR BASIN TOPLANTISI DÜZENLİYEREK BAKANI AYIPLADILAR. NE KADAR İNSANCIL BİR HİZMET İFA ETTİKLERİNİ, BİR TAKIM KURULUŞLARIN YANİ MİT'İN, ORDUNUN ADINI DA İSTİSMAR EDEREK ANLATMAYA KALKTILAR. AMA İKİ ÖNEMLİ SORU GRUBU CEVAPLANMADI!.. BİRİNCİSİ, BU FİRMA BU FAALİYETİ BABASININ HAYRINA MI GÖTÜRÜYOR?.. SON DERECE PAHALI OLDUĞU SÖYLENEN TAHLİLLERİ YAPMAK İÇİN NEDEN BU KADAR ZAHMETE GİRİYOR? NEDEN SADECE OKTAR BABUNA?.. NEDEN TAHLİL SONUÇLARI TÜRKİYE'YE GÖNDERİLMİYOR?.. NEDEN KAN ÖRNEKLERİNİN "İMHA EDİLDİĞİ" SÖYLENİP İADE EDİLMİYOR?.. İKİNCİSİ, OKTAR BABUNA AMERİKA'DA!.. FİRMA AMERİKA'DA!.. AMERİKA'NIN NÜFUSU 300 MİLYON!.. NEDEN BU ADAMA ORADAKİ MİLYONLARCA KAN ÖRNEĞİNDEN YARARLANILARAK İLİK ARANMIYOR DA, TÜRKİYE'YE GELİNİYOR?.. BİZ BU SORULARI KAFAMIZDA EVİRİP ÇEVİRİP DURURKEN BU SABAH (18.6.1999) MUTLU(!) BİR HABER ALMIYALIM MI?.. EFENDİM, ARANAN DOKU NİHAYET BULUNMUŞ!.. HOPPALA!... DOKU ÜÇ AYDIR BULUNAMIYORDU!.. 10.000 ÖRNEK ALDILAR, OLMADI... 20.000 ALDILAR OLMADI, 50.000 OLMADI... 100.000 OLMADI!.. AMA DÜN (17.6.1999) ÖĞLEN (Kİ AMARİKA'DA 17.6.1999 SABAHIDIR), SAĞLIK BAKANI KAMPANYAYA TEPKİ GÖSTERDİ, YURT DIŞINA KAN ÇIKARMAYI YASAKLADI... BU SABAH (18.6.1999... Kİ, AMERİKA'DA 17.6.1999 AKŞAMIDIR) İLK HABER BABUNA'YA YARIYACAK KANIN BULUNMASI OLDU!.. NE MUTLU(!) TESADÜF DEĞİL Mİ?.. YANİ AMERİKA'DA, O DR. BABUNA'YI KURTARMAKTAN, İNSANLARA YARDIM ETMEKTEN BAŞKA AMAÇLARI OLMAYAN FİRMANIN (TEMSİLCİSİ BAYAN DOKTOR ÖYLE AÇIKLADI) BİLİM ADAMLARI, 17.6.1999 SABAHI UYANIYORLAR, KAHVALTILARINI EDERKEN BİR DE ÖĞRENİYORLAR Kİ, TÜRKİYE'DE İŞGÜZAR BİR BAKAN YASAK KOYMUŞ!... O HIŞIMLA LABORATUVARA KOŞUYORLAR!.. O SIRADA TÜPLERİN BİRİNDEN REKLAMLARDAKİ "MAVİ GÜÇ" GİBİ BİR ŞEY ZIPLAYIP MASAYA İNİYOR: - "SORUNLARINIZIN ÇÖZÜMÜ BENDE!... ARADIĞINIZ KAN ÖRNEĞİ BENİM!" DİYOR VE AKŞAMA KALMADAN DR. BABUNA'NIN DERDİNE ÇARE BULUNUYOR!... HEMEN TABİİ HABERİ TÜRKİYE'YE ULAŞTIRIYORLAR!.. O İNSAFSIZ BAKAN GÖRSÜN DE, UTANSIN DİYE!.. SİZ BUNA İNANDINIZ MI?.. ASLINDA BU OLAYIN ÜSTÜNE GİTTİKÇE, KOKUSU ARTIYOR!.. İTİRAF EDELİM Kİ, BİZ ARTIK DR. BABUNA'NIN LÖSEMİ HASTASI OLDUĞUNA BİLE İNANMIYORUZ!.. ÇÜNKÜ BASIN TOPLANTISINDA ÖLMEK ÜZERE OLAN BİR ADAMIN HAYAT ENDİŞESİ İLE DEĞİL, SAĞLIKLI BİR ADAMIN SÖZDE BAŞKALARI İÇİN YAPTIĞI BİR YARDIM FAALİYETİNDEN BAHSEDER GİBİ KONUŞTU!.. YANİ BAKANIN TAVRI BÜTÜN LÖSEMİ HASTALARINA ZARAR VERECEKMİŞ, FALAN FİLAN!.. ULAN, NİYE ZARAR VERSİN?.. ADAM KALKIP LÖSEMİ KONUSUNDAKİ FAALİYETLERİ YASAKLAMADI Kİ!.. BAKANIN YASAĞI KAN TAHLİLİNİN NE İDÜĞÜ BELİRSİZ O YABANCI FİRMADA YAPILMASIYLA İLGİLİ!.. ÜSTELİK ŞİKAYETLERİNİN HİÇ BİRİNE DE CEVAP ALAMADI!.. NEDEN KAN TAHLİLİ SONUÇLARI TÜRKİYE'YE GÖNDERİLMİYOR?. ESAS ENGEL O SONUÇLARIN GELMEMESİ DEĞİL Mİ?.. TAHLİL SONUÇLARI ALINAMAZSA, BUNUN LÖSEMİ HASTALARINA YARARI NE Kİ?.. ÜSTELİK BAKAN "ÇOK PAHALI OLMASINA RAĞMEN, BU İŞLEMİN TÜRKİYE'DE YAPILMASI İÇİN HER TÜRLÜ GİRİŞİMİN BAŞLATILACAĞINI" DA BELİRTTİ!.. BABUNA EFENDİ, BUNDAN MEMNUN OLMASI GEREKİRKEN, NİYE TEPKİ DUYDU?.. O YÜZDEN BİZ DR. BABUNA'NIN TÜRK DOKTORLAR TARAFINDAN MUAYENE EDİLİP GERÇEK BİR LÖSEMİ HASTASI OLUP OLMADIĞININ TESBİTİNİ İSTİYORUZ!.. ÇÜNKÜ SAÇ DÖKÜLMESİ, SAÇ KAZITILMASI, YÜZE HASTALIKLI BİR İFADE VERİLMESİ HOLYWOOD SEKTÖRÜNE SAHİP AMERİKA İÇİN HİÇ TE ZOR DEĞİL!.. ÖNCE GERÇEK BİR HASTA İLE Mİ UĞRAŞIYORUZ, YOKSA BATI EMELLERİNE HİZMET EDEN BİR AJANLA MI, BUNU BİLELİM... BU BİR!..


Yeni Babuna’lara karşı milli DNA bankası kuruluyor


Oya ARMUTÇU/ANKARA/HÜRRİYET


A

dalet Bakanlığı’nın hazırladığı "Türkiye Milli DNA Veri Bankası" kurulmasını öngören tasarı ile, bir zamanlar Oktar Babuna için başlatılan ve Türkiye’den binlerce kan örneği toplanmasını sağlayan kampanyalar yasaklanıyor.


ABD modeli tasarıya göre, yasaya aykırı DNA analizi için kan ve benzeri biyolojik örnek almak, DNA analizi yapmaya yetkili olmadığı halde DNA analizi yapmak, "özel bir suç tipi" haline getirildi ve yarıya kadar artırılmış ceza öngörüldü. Gelişen teknolojiye bağlı olarak "kanıt toplamak", "suç ve suçluların takibini" daha da kolaylaştırmak için hazırlanan tasarı özetle şuları içeriyor:


DNA analizi bir suçun ortaya çıkarılması için mahkeme kararı veya cumhuriyet savcısının talimatı ile yapılabilecek. Gönüllü kişiler de isterlerse DNA analizlerini yaptırabilecekler.

Toplanan analiz örnekleri yasa ile kurulacak DNA Veri Bankası’nda saklanacak. Örneklerin kime ait olduğu, yetkililer dışında bilinmeyecek ve kod numarası ile arşivlenecek, mahkeme kararı ile incelenebilecek.


DNA analizini, Adli Tıp Kurumu, Jandarma Genel Kriminal Dairesi ve Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Dairesi yapabilecek. DNA Veri Bankası’nda görev yapan personel, sır saklamakla yükümlü olacak. Yasada öngörülen gizlilik kuralına uymayanlar hapisle cezalandırılacaklar.



Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=20849


PKK Kürt kanı satıyor


Terör örgütü PKK, uyuşturucu, silah ve bitki kaçakçılığından sonra şimdi de kan ticaretine başladı. Örgüt, Güneydoğu’da yaşayan Kürtlerden yardım adı altında kan toplayıp yurtdışına kaçırıyor. Son bir yılda 3 bin 500 kan örneğini toplayan ‘Kürt Kızılayı’ aynı zamanda kan örneklerini analiz ettirip etnik koza dönüştürüyor.


Yaklaşık 6 yıl önce, kan kanseri olan Dr. Oktar Babuna için uygun kemik iliğinin bulunması amacıyla Türkiye’de “kan toplama” kampanyası başlatılmıştı. Üç ay gibi kısa bir sürede 20 bin kan örneği toplanmış ve incelenmesi için Amerika’ya gönderilmişti. İşte tartışmalar da bu sırada başladı. Dönemin Sağlık Bakanı Dr. Osman Durmuş, “Kanla genetik haritamızı çıkarmak istiyorlar.” demecini verince bütün dikkatler bu yöne kaydı. CIA ile birlikte çalışan Kaliforniya Üniversitesi Gladstone Kardiyovaküler Hastalıkları Araştırma Enstitüsü’nün Karadeniz Bölgesi’nden topladığı 2 bin 500 kan örneğini “kalp hastalığı risklerini” araştırma bahanesiyle yurtdışına çıkarması da “kan” üzerindeki tartışmaları alevlendirdi. Toplanan örneklerin Karadeniz’deki Rum nüfusu tespit etmek için genetik bir analize tabi tutulduğu belirlendi.


Bütün bunları niçin anlatıyoruz? Türkiye’de “kan” kokusu alan başka gruplar da var. Şimdi de onlar benzer amaçlar için Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde iş başında. Terör örgütü PKK, topladığı kanları hem analiz ettiriyor hem de satarak para kazanıyor. Şu ana kadar 3 binden fazla kan örneği toplanmış. Bu işi ise PKK’nın kurduğu sözde ‘Kürt Kızılayı’ (Heyva Sora Kürdistan) adına çalıştığını belirten kişiler yapıyor. Son bir yılda bölgeye gelen ‘Kürt Kızılayı’ mensupları, köylere gidip sağlık taraması yapıyor ve yardım adı altında izini belli etmeden kan topluyor.


Ancak, burada dikkat çeken önemli bir ayrıntı var. Kanlar, sadece Kürt vatandaşlardan alınıyor. Bölgede görev yapan istihbarat birimleri, PKK’nın kan toplama faaliyetini uzun süredir ve çok kolay yaptığını söylüyor. Diyarbakır, Mardin, Batman ve Şanlıurfa bölgesinde yoğunlaşan kan toplama işlemi, örgütün kendi içinde yayınladığı bilgi notlarında da ortaya çıkıyor. Öyle ki terör örgütü içinde şimdilerde kan üzerinden gelir elde etmeden kaynaklanan ‘kan davası’ başlamış.


Teröristlerin dağdaki en etkili ismi Murat Karayılan ‘Kürt Kızılayı’ndan toplanan kanların hesabını soruyor. Karayılan şikayet tarzı bilgi notunda 3 bin 500 kan örneğinin toplandığını belirtip kanların akıbetini tehditkâr bir ifadeyle soruyor: “Onlar kanın parasını ne yaptı? Konuyu çok geciktirdiniz. Ocakta olur dediniz, olmadı. Sonuç elimizde değil. İnceleyin, rapor edin, sonra da satın, dedik. Kimse bizi dinlemiyor mu? Biz olmasaydık bu iş olmazdı. Kürtler için o kan önemli.” Karayılan bu işi bitirin talimatını verirken, kan toplama işinin devam etmesi gerektiği üzerinde duruyor.


Güneydoğu’dan toplanan kan örnekleri Kandil Dağı’na, oradan Avrupa ülkelerine taşınıyor. Avrupa ülkelerindeki çeşitli enstitülere bırakılan kan örneklerinin tahlil edildikten sonra, kan merkezlerine satıldığı belirtiliyor. ‘Kürt Kızılayı’ başvurduğu her kişiden en az yarım ünite (yarım litre) kan alıyor ve bunları özel olarak hazırlanmış ambalajlarda muhafaza ediyor.


Her ne kadar PKK toplayarak para kazanma yoluna gidiyor görünse de kanların analiz edilmek istenmesi işin içinde başka amaçlar olduğunu gösteriyor. Kan grubundan yola çıkılarak bir insanın ırkî özellikleri hakkında herhangi bir tespitte bulunmak çok zor; ancak doku grupları üzerinden bir gen haritası çıkarmak mümkün. Dolayısıyla, kan bir yönüyle en az parmak izi kadar önemli bir rol oynayabiliyor. Terör örgütü, dokulardan yola çıkarak geçmişten günümüze Kürtlerin Güneydoğu’da yaşadığını kan üzerinden ispatlamaya çalışıyor.


Kan dokuları nesilden nesile geçiyor


Kandaki HLA B27, HLA DR3, HLA B5, HLA B51 gibi doku grupları soydan soya intikal ediyor ve bir ırkın gen tespitini ortaya koyma açısından son derece önemli olabiliyor. Uzmanlara göre kan dokuları yüzde 99 oranında nesilden nesile geçiyor. Türkiye’de ilk uygun kemik iliğini tespit edip naklini gerçekleştiren ekibin içinde yer alan Memorial Hastanesi İmmünoloji Bölümü sorumlusu Prof. Dr. Mahmut Çarin, art niyetli grupların bunu siyasi bir malzemeye dönüştürebileceğini söylüyor. Dünyanın genom haritasının Amerikalılar tarafından çıkarıldığını belirten Çarin, “Kan doku grupları üzerinden ırkî tespit yapılıyor. Türkiye etnik köken bakımından zengin bir ülke. Karadeniz’deki insanlarla doğudakilerin doku grupları farklıdır. Burada art niyetli olanlar lokal anlamda verileri etnik malzeme yapabilir. Amaç ortalığı bulandırmaktır.” diyor.


Sadece genetik tespit değil, aynı zamanda kan dokusundan hareketle, özel ilaçlar çıkarılıp hastalıklar üretilebilir. HLA doku grupları üzerinde durulması gerektiğini söyleyen Mahmut Çarin, özel hastalıklardan yola çıkılarak ırkî anlamda tespite yardımcı olacak sonuçlara ulaşmanın mümkün olabileceğini vurguluyor. Örneğin, ailevi Akdeniz ateşi Araplar, Ermeniler, Yahudiler ve Türklerde ağırlıklı olarak görülüyor. HLA B5 Behçet hastalığı, B8 diyabet hastalığı taşıyan doku gruplarından.


Kanla ırk tespiti ilk olarak Hitler tarafından gerçekleştirilmeye çalışıldı. Saf Alman ırkının üstünlüğünü ispatlamaya çalışan Hitler, Almanlara ait kanın üstün olduğu görüşündeydi. “A” kan grubu Alman ırkının değişmez kanı olarak kabul ediliyordu. “B” kan grubu Asya’da, “0” grubu Afrika’da, “A” grubu Avrupa’da belirgin olarak görülüyor. Türkiye’de ise “A” ve “B” kan grubu açık ara farkla diğer kan gruplarının önünde bulunuyor. Türkiye bu durumda hem Asya hem de Avrupa kanı taşıyor. Ancak uzmanlara göre günümüzde büyük bir karışımın varlığından söz etmek gerekiyor.



KAYNAK:http://www.milliyet.com.tr/1999/07/03/haber/hab00.html


Bakan: Babuna yalancı


Dr. Babuna’nın, kendisine gereken iliği nisan ayında bulduğunu ortaya çıkaran Sağlık Bakanlığı, ‘Yalanın belgeleri geliyor. Babuna masum değil’ görüşünde


Ercüment İşleyen


Sağlık Bakanlığı, lösemi hastası Dr. Oktar Babuna'ya uygun iliğin ABD'de nisan ayı başında bulunduğunu, ancak kampanyanın hız kesmemesi için hazirana kadar kamuoyundan gizlendiğini belirledi. Bakanlık, Babuna'nın hastalığının ilik naklini gerektirmediği, bugüne kadar gördüğü ilaç tedavisiyle hastalığın büyük ölçüde geriletildiği görüşüne vardı.


Kemik iliği nakli için düzenlenen kan ve bağış toplama kampanyasının arkasında bir "örgüt" bulunduğu yargısına varan Sağlık Bakanlığı, aralarında Babuna'nın da bulunduğu altı kişi hakkında soruşturma açtı. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Doç. Dr. Haluk Tokuçoğlu, "Bu işte Babuna da masum değil" dedi.


Bakanlığın Babuna kampanyasını durdurmaya karar vermesine yol açan soruşturmada ilginç iddialara ulaşıldı. Müfettişler, kampanyanın "Adnan Hoca" olarak tanınan Adnan Oktar yanlıları tarafından örgütlenip yürütüldüğü, İstanbul Tıp Fakültesi Vakfı'nın da bu amaçla "kullanıldığı" sonucuna vardı.


Bu gelişme üzerine Babuna, İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mahmut Çarin, Dr. Altuğ Engin, Dr. Cihat Gündoğdu, Ayça Pars, Cenk Yabaş ve Furkan Bayoğlu hakkında soruşturma yapılması istendi.


Bakanlık, Babuna'ya "altıda altı" uygun kemik iliğinin nisan başında ABD'de bulunduğunu, ancak bunun da kamuoyundan gizlendiğini ortaya çıkardı. Yetkililer, Babuna'nın, bakanlığın geçen haziranda kampanyaya el koyduğunu duyurduğu gün, kendisine uygun kemik iliğinin bulunduğunu açıkladığına dikkat çekerek, "ABD'den gerçek belgeleri istedik. Uygun kemik iliğinin bundan 2,5 ay önce bulunduğunu artık biliyoruz. Tüm belgeler yakında elimizde olacak" dediler.


Soruşturmayı yürüten Tokuçoğlu, bu kapsamda bir kampanya gerçekleştirmeye bakanlığın bile gücünün yetmeyeceğini vurgulayarak şunları söyledi:


"

Gerçekte Babuna'nın hastalığı KLL Richter sendromu. Bu tanı konulan hastalara kemik iliği nakli yapılmaz. Bir doktor olarak bunu en iyi bilmesi gerekenlerden biri de bizaat Babuna. Ancak tam tersi açıklamalarda bulunup, uygun ilik bulunmazsa 15 gün içinde öleceğini söyledi. Bu da hematologlara saç baş yoldurdu. Kendisine ABD'de ilaç tedavisi yapıldı. Hastalığı da büyük ölçüde geriletildi. Şimdi herşey ortaya çıkmaya başlayınca 'İlik nakli yaptırmayacağım. Devlet böyle istiyorsa evimde ölümü bekleyeceğim' gibi gerçeğe aykırı şeyler söylüyor."


"Fakülte kullanıldı"


Sağlık Bakanlığı'nın kampanyayla ilgili Etik Kurul toplantısında, Tıp Fakültesi Vakfı'nın da kullanıldığının anlaşıldığını belirten Tokuçoğlu şöyle konuştu:


"Vakıf Başkanı Prof. Faruk Erzengin ailenin isteğiyle kampanyada rol aldıklarını anlatıyor. Başlangıçta bir - iki bin kan gelecek diye düşünmüşler. Vakıf sadece şartlı bağış hesabı açmış. Yani bağışların vakıfta değil, kampanyada kullanılması sağlanmış. Ancak vakıf bundan sonra devreden çıkartılmış. Ziraat Bankası'ndaki hesaplarla da ilgileri yok, kanların yurtdışına gönderilmesiyle de. Kanların barkodlamasını da vakıf yapmamış. Kimin yaptığı da belli değil."


Yetkililer, Türkiye'den gönderilen kan örnekleri üzerinde doku tiplemesi yapıldığına işaret ederek, "Bugün ABD'de lösemi hastalarının bilgi bankalarına başvurusunda sekiz bin dolara kadar ücret alınıyor. Banka bir bilgisayara yüklenmiş doku tiplemesi ve adreslerden oluşuyor. Uygun ilik bulunursa 33 bin dolar daha alınıyor. Kampanyanın arkasında işte bu rantın olduğunu düşünüyoruz" dediler.


Artık konuşmayacak


Sağlık Bakanlığı'nın uygun iliğin Nisan ayında bulunmasına karşın kampanyaya desteğin kesilmemesi için bu haberin Haziran ayına kadar duyurulmadığı bilgisi konusunda yorum yapmak istemeyen Dr. Oktar Babuna, konuşmayacağını iletti.


Babuna'nın ablası Hüma Babuna, "Müsteşara saygımız sonsuz. Ancak öncelikle bahsettikleri belgelerin ortaya konulması lazım. Uygun dokunun bulunduğuna dair MD Anderson'dan gelen yazı var. Bu resmi bir belge. Uygun dokunun Nisan'da bulunması diye bir şey yok. 17 Haziran'da MD Anderson'dan gelen faksla haberdar olduk" diye konuştu.


Hüma Babuna, kardeşinin artık polemiğe girmek istemediğini, bundan sonra belgelerin yayımlanması durumunda demeç vereceğini belirterek, "Her iddianın belgesi var. Buna rağmen polemik yaşanıyor. Oktar bu belgeler basında çıkmadığı sürece kimseye demeç vermeyecek" dedi.


Bakan: Uluslararası dolandırıcılık


Sağlık Bakanı Osman Durmuş, Türkiye'de toplanan kan örneklerini Connecticut yakınlarındaki Stamford'da bulunan "LifeCodes" adlı laboratuvarda rehin tutan Amerikan şirketine hiçbir taahhütte bulunmadıklarını açıkladı. ABD'den ödeme için yazılan mektubu "tuzak" olarak niteleyen Durmuş, kan örneklerinin Türkiye'ye iade edilmemesinin "uluslararası dolandırıcılık" anlamını taşıyacağını vurguladı.


Dr. Oktar Babuna için Türkiye'de açılan kampanyalarda toplanan kan örneklerinin tahlil edilmek üzere ABD'ye götürüldükten sonra, tahlil parası ödenmediği iddiasıyla bunlara el konulması olayı skandala dönüşüyor.


Laboratuvar sahiplerince tahlil ücreti olarak talep edilen 3.4 milyon doların (yaklaşık 1.4 trilyon lira) ödenmesinin söz konusu olmadığını bildiren Durmuş, Maliye Bakanlığı'nı ödemenin yapılmaması konusunda uyardığını açıkladı.


Durmuş, özel Amerikan laboratuvarında rehin tutulan ilik ve kan örneklerinin "Türk insanına ait çok değerli bir varlık" olduğuna da işaret etti ve bu örnekleri Türkiye'ye getirtmek girişim başlattıklarını bildirdi. Durmuş, laboratuvarın kan örneklerini vermemekte direnmesi halinde olayın "uluslararası dolandırıcılık hüviyetine bürüneceği" uyarısında bulundu.


Uluslararası Kemik İliği Destek Laboratuvarı sahibi Linda Mickle, 17 Haziran'da Ankara'da Durmuş'la görüştükten sonra 3.4 milyon dolarlık ödeme talebini içeren bir mektup yazdı. Mickle, 23 Haziran'da Durmuş'a gönderdiği mektupta Mickle, tahlil ücreti olduğunu öne sürdüğü 3.4 milyon doların ödenmesine destek vereceği için teşekkür etti. Mickle, Sağlık Bakanı Durmuş'u, New York'ta bulunacağı süre içinde Connecticut'taki "LifeCodes laboratuvarını" ziyarete davet etti.


Durmuş, örnekleri elinde tutan ve Türkiye'den para talebinde bulunan Uluslararası Kemik İliği Destek Laboratuvarı'nın (İSBMD), yurtdışından gelen inceleme talepleri için başvuru başına 8 bin dolar (yaklaşık 3.3 milyar lira) talep ettiğini, uygun örnek bulunduğu takdirde ise, satış ücreti olarak 33 bin dolar (yaklaşık 14 milyar lira) aldığını ifade etti.


Genelkurmay da durdurdu


Genelkurmay Başkanlığı, Dr. Oktar Babuna için orduda başlatılan kampanyaya son verdi. Genelkurmay Başkanlığı, 29 Haziran'da Sağlık Bakanlığı'na gönderdiği yazıda, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 20 Nisan - 28 Ekim 1999 tarihleri arasında kampanyaya katılma kararı aldığını, ancak son günlerde birtakım tereddütler yaşandını belirterek, bakanlığın resmi görüşünü istedi. Bakanlık, 1 Temmuz'da Genelkurmay'a Babuna kampanyasıyla ilgili görüşlerini iletti.


Dört yıla kadar hapis


Milliyet'in aldığı bilgiye göre, bakanlık, yazısında son gelişmeleri de ayrıntılı olarak anlattı. Babuna kampanyasının durdurulduğunu belirten Sağlık Bakanlığı, Etik Kurul'un aldığı kararları Genelkurmay'a iletti. Yazıda, kampanyanın Organ Nakli Kanunu'na aykırı olarak gerçekleştirildiği ve bu nedenle düzenleyiciler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilebileceği vurgulandı.


Cumhuriyet savcılarının Babuna kampanyasıyla ilgili olarak soruşturma başlatması gerektiği de vurgulananan bakanlığın yanıtında, bu tür kampanyaların düzenlenmesi için bir alt komisyon oluşturulduğu bildirildi. Yurtdışına gönderilen kan örneklerinin sonuçlarının da resmen istendiği belirtilen yazıda, kampanyanın bu haliyle devamının uygun olmadığı ifade edildi. Yazının sonunda kampanyanın "etik ve yasal" açıdan sakıncalı olduğu vurgulandı ve bu nedenle Genelkurmay'ın verdiği desteğin durdurulmasının uygun olacağı kaydedildi.


Dışişleri örnekleri isteyecek


Türkiye, lösemi hastası Dr. Oktar Babuna'ya ilik bulunması için başlatılan kampanya kapsamında yurtdışına gönderilen yaklaşık 110 bin kan örneğinin sonuçlarını resmen istiyor. Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un ABD'den "Hazine değerindeki kanlarımızı geri alacağız" sözlerinin ardından bu konuda girişim başlatıldı. Sağlık Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı aracılığla ABD ve Almanya'ya tahlil edilmek üzere gönderilen kanların sonuçlarını istedi. Sağlık Bakanlığı, dün Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği yazıda, kan örneklerinin sonuçlarının Türkiye'ye getirilmesi için bakanlığın girişim başlatmasını istedi.


Bakanlık yazısında, ABD'deki ISBMD ve Almanya'daki Stefan Morsch Vakfı'nda yapılan kan tahlillerinin hangi koşullarda gerçekleştirileceğine ilişkin olarak imzalanan protokoller hakkında elçilikler kanalıyla araştırma yapılması istendi. Yazıda, "Bu konuda bakanlığımızda bir bilgi yok. Elçilikler aracılığıyla elde edilebilecek bu bilgilerin bize iletilmesi gerekmektedir" dendi.


Bakanlık yetkilileri, kanların Türkiye'ye getirilmesinin şart olduğunu belirterek, "Yurtdışındaki kanların sonuçları Türkiye'de kemik iliği nakli yapılan 9 merkezde muhafaza edilecek ve uygun iliğin hastalara nakli gerçekleştirilecek" diye konuştular. Yetkililer, kan sonuçlarının alınması için tahlil yapan laboratuvarlara para ödenmesi gerektiğini de anımsatarak, "Bu parayı bakanlık olarak bizim ödememiz yasal değil. Paralar, kampanyayı düzenleyen kişiler tarafından ödenmeli" dediler.


Giden kanları kimse üstlenmek istemiyor


Dr. Oktar Babuna için toplanan kanların yurtdışına çıkarılması konusunda usulsüzlük yapıldığı iddiaları üzerine kampanyada adı geçenler organizasyonun bu bölümüyle ilgileri olmadığını öne sürdüler. Sağlık Bakanlığı'nın sonuçları için yurtdışına ödeme yapmayı reddettiği kanlar Babuna'nın arkadaşlarıyla İstanbul Tıp Fakültesi'ni de karşı karşıya getirdi. Sağlık Bakanı Osman Durmuş, önceki gün ABD'de yurtdışında rehin kalan kanlar için "Ödeme gerekiyorsa, bunu kampanyayı organize eden ve bu işten para kazanmayı hedefleyen Cenk Yabaş ve Furkan Bayoğlu yapsın" dedi. Yurtdışına nakil sırasında ABD'de olduğunu belirten Cenk Yabaş, "Kanların yurtdışındaki laboratuvarlara gönderilmesiyle benim hiçbir ilgim yok" savunmasını yaptı.


Kampanyayı yürütenlerden Zeynep Şener de, "Bu laboratuvarlarla İstanbul Tıp Fakültesi irtibata geçti. Kanların gönderilmesinde iki doktorun imzası var" dedi. İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı ve Vakıf Başkanı Prof. Dr. Faruk Erzengin ise, Babuna'nın arkadaşlarını suçlayarak şu açıklamayı yaptı:


"Biz kampanyayı yürüten Oktar'ın arkadaşlarına 'Kanları yurtdışına göndermeyin' dedik. Burada tek hataları o oldu. Gönderilen kanların parasıyla belki daha çok cihaz alınırdı ve testlerin çoğu burada yapılabilirdi. Ama `Oktar ölüyor vaktimiz kalmadı' telaşına düştüler. Bir an önce kanların test edilmesi için de yurtdışına gönderdiler. Ben onlara test ücretlerinin ödenmediği takdirde güç duruma düşeceklerini söylemiştim."



http://www.haber7.com/haber/20061027/Zihin-kontrolu-nasil-yapiliyorDosya.php

Zihin nasıl kontrol edilir?

İnsanları kontrol etmenin verdiği haris tamahın iç gıcıklayıcı baskısı, eh bir de konunun ´esrarengiz´ yapısı ´zihin kontrolünü´ müthiş çekici yapmakta.

Neler yok ki bu dosyada. Tek kelimeyle tetik çekenler, hayvanları silaha dönüştürenler, ezoterik bilgiler, gizli servisler ve daha neler neler!

Günümüzdeki alt kolları birer ahtapot gibi yerküreyi saran ´psikolojik´ operasyonlar için, çok ama çok eski dipnotları var. Hasan Sabbah´ın Haşhaşi Tarikatı´nda, müritlerin, haşhaş etkisiyle intihar ve suikastları kolayca yapmaları gibi. Size ne ifade eder bilemeyiz, ama ´cennete´ inandırılan Haşhaşinler, mutlulukla ölüme/öldürmeye koşuyorlardı. Bu tarihsel olayın etkileri öyle derin oldu ki, günümüzde suikast anlamına gelen İngilizce ´assassination´ kelimesi bile ´haşhaşin´den türetildi.

Amerika´nın boynuzları ´ustasını´ geçse de, gerçekte kötülüğün kaynağı bir zamanların ´Şeytan İmparatorluğu´na gidiyor... Soğuk savaşın ´Demir perde´ arkasında kalan laboratuarlarında, ´pis savaşlar´ın akla ziyan ´zihin savaşları´na giden yolu açan etikette yazılı dört harf var. SSCB... Yani, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği!

Günümüzde bazı çok basit sorular sorulabilir. ´İnsan zihni nasıl kontrol edilebilir?´ gibi, ´Peki ama ne için?´ gibi. Bilinen o ki, masum bilimsel meraklar, kısa sürede tehlikeli fantezilere yol açabiliyor. ´Askeri, politik ve istihbarat alanlarında ´zihin kontrolü´ yapılması örneklenebilir. Niyet masumdu başlangıçta. Zihin kontrolü ile hastalıklar tedavi edilebilirdi. Ancak ´soğuk savaş´ ve devamındaki yıllarda masumiyet yitirildi. Sonuç dramatik.

Konu zihin olunca, psikoloji ve psikiyatri ivme vermiş. Hemen ardından parapsikoloji, dinsel motifli uygulamalar, medyumluk, duru görü, 6. his, 7. his, 8. his (17´ye kadar gidiyor), uyuşturucular, vücuda elektronik implantlar takılması, enerjinin tahrip amacıyla hedeflere yöneltilmesi, radyasyon, duyu azaltılması, hipnoz, propaganda teknikleri, beyin yıkama vb. kavramlar virüs gibi yayılmış gizli merkezlerde. Alt başlıklar böyle olunca, derinliği ve çapı bilinmeyen bir alana milyonlarca dolar, yüzlerce proje ayrılmasının sonuçları pek iyi olmamış. Bugün hangi tehlikeyle karşı karşıya insanlık?´ derseniz eğer...

Beatiful Mind!..

İlk bilgilerin izi 20. yüzyılın ilk çeyreğine, SSCB´de, Prof. Vassiliyev´in l930´larda yaptığı araştırmalara kadar sürülebiliyor. Onun ulaştığı bilgiler, ´Zihin Telkini Tecrübeleri´ adı altında l962 yılında yayınlandı. Vassiliyev, çalışmalarını, telepati yoluyla düşüncelerin beyinler arasındaki nakline yöneltmişti. Vassiliyev, ruhen hasta olan İvanovna ve Fedorova isminde iki denek üzerinde çalışmaya başlar. Deneklere beyin dalgaları, cilt direnci ve diğer biyolojik fonksiyonlarını ölçecek aletler bağlayıp, telkinle hipnoza sokar. Önceleri ayrı ayrı odalarda, sonra da uzak mesafelerde transa giren deneklerin düşünce yoluyla birbirlerine gönderdikleri mesajlar kaydedilir.

İki kadının kurşun levhalardan bile geçen telepatik zihin dalgalarını izleyen Vassilyev, ruhi olayları mekanik görüşe bağlayamayınca endişelenir. Çünkü tanrıyı reddeden rejim açısından geçerli bir açıklama yapma olanağı yoktur. Önceleri deneklerin trans halini şartlı refleks olarak değerlendiren Vassiliyev, değişik insanlarla deneyi tekrarlar. Sonuç aynıdır. Tüm deneklerde önce şuur kaybı olur, sonra transa girerler. Denekler arasındaki uzaklığı 1.500 kilometreye kadar çıkaran Vassiliyev, neticenin değişmediğini görür. Telepatik iletişim sürmektedir.

Vassilyev uyuşturucu ilaçlarla da deney yapar. Meskalin verdiği bir kızdan, sekiz kutunun içine yerleştirdiği pamuklara sarılı cisimleri tanımlamasını ister. Denek, üzerinde Moskova Merkez Postanesi´nin bulunduğu resimli pulu; ´Bu koca taştan binayı kutu içine nasıl soktunuz´ olarak tanımlar.

Sovyetler işe koyuluyor!

SSCB´de, 1970 başlarında 20´den fazla laboratuar kurulur. Sovyet Bilimler Akademisi sayısız deney gerçekleştirir. Parapsikolog Naumov´un o tarihlerdeki açıklamaları, masum bir bilim adamının görüşlerini yansıtıyor gibidir;

´Biz, insanda şuur dışı gerçekleşen bir haberleşme sistemini bulmak üzereyiz. Bir insan, normal şuuru dışında başka bir insanı etkileyebilir mi? Bu telesomatik akımların yayılmasına neden olan şartlar neler? Bu telesomatik akımlar belirsiz bir boyutun bilinmezliği içindedir. İşte bu bilinmeyen enerji üzerinde yapılacak çalışmalar beşeri münasebetleri mükemmel bir ahenk içine sokabilir.´

Bu iyi niyetli açıklamalar, gün gelecek dünyanın en güçlü ülkeleri arasında keskin rekabet yaratacak; milyonlarca dolarlık bütçeleri tüketecek, gizli belgelerin sayısı milyonları, gizli operasyonların sayısı da yüzleri aşacaktır. Asıl trajik ve korkutucu olan ise bu ´bilim dalında´ ortaya çıkacak buluşlar ve dehşetengiz uygulamalar olacaktır bundan böyle. Bir zamanlar ´çiçeği burnunda´ bir bilim dalı olarak kabul gören parapsikoloji artık askeri ve istihbari alanda kullanılmaya başlayacaktır. Zihnin okunması ve kontrolü çağı başlamıştır artık...

Hijyenik fikirler: Beyin yıkama...

Haber alma örgütleri tarafından uygulanan beyin yıkama yöntemleri, bir çeşit ´zorunlu hipnotik trans. CIA tarafından yayınlanan gizli bir raporda, soğuk savaş döneminde KGB´nin beyin yıkama ve insan eğitme yöntemleri incelenmiş. Yani insanlardaki savunma sistemi nasıl yıkılır, yeni model insan nasıl yaratılır.

Beyin yıkama yöntemleri, SSCB´de rejim muhaliflerine uygulandığı gibi, rejimle tam bir uyum içerisinde, birer robot gibi çalışabilmeleri için gönüllülere de uygulanmış. Böylece, rejimin istediği insan tipini yaratmak; insanları, gerektiğinde bir terörist, bir sabotajcı gibi eğitmek amaçlanmış.

CIA eski başkanlarından Richard Helms; Watergate soruşturmasında Warren Komisyonu´na şu açıklamayı yapıyordu; ´Yapılan araştırma göstermiştir ki, SSCB kendi sisteminin isteklerine uygun politik görüşe bağlı olacak, halkının davranışlarını düzenleyebilecek bir kontrol teknolojisi geliştirmeye çalışmaktadır. Bundan böyle aynı teknoloji, bilgiler kodlanarak insan hedeflerine yöneltilebilecektir. Ve bu, insan zihinleri harbi olacaktır.´

CIA raporlarında, ABD´deki yeni tip bir casusluk şebekesinden de söz edilir. Buna göre; hipnoz, telapati, düşünce okuma ve düşünce nakli gibi özel yeteneklere sahip ajanlar, Amerikan halkının şuuraltını etkileyerek, düşüncelerini KGB´nin programı çerçevesinde değiştirmeye çalışıyor. Ajanlar, çeşitli dini ve mistik topluluklara nüfuz ederek, bunları, konsantrasyon ve imajinasyon çalışmaları ile etkilemek istiyorlar.

Aynı raporlarda; Sibirya´da, beton sığınaklar içinde oluşturulan nükleer infilak etkisinin, bir grup yetenekli psjiko-süje tarafından, istenilen hedeflere zihinsel olarak nakledildiğinden söz ediliyor. Raporda, Sovyetler´in laboratuvarda ürettikleri bakteri türlerini kullanarak, psişik süje yardımı ile ve zihin yoluyla çok uzaklarda hastalık çıkarabildikleri anlatılıyor. İnanılmaz gibi, ama bu işlemler için askeri hedefin fotoğrafını kullanmak yeterli olmakta. Öyle ki, 1963 yılında kaybolan ABD Nükleer Denizaltısı Tehresher´in, bu yolla batırıldığı dahi söyleniyor.

Demirperde ülkelerinden Bugaristan, daha 1960Prof. Dr. Lozanov başkanlığında oluşturduğu ´Telkinbilim ve Parapsikoloji´ kurumunda; zihin kontrolü, zihinsel şifa, retina ötesi görme, süratli öğrenme (saggestoloji) çalışmaları başlatır. Çekoslavakya´da ise, psikotronik adı altında yapılan bilimsel çalışmalar; telepati, telegnosis ve psikoknesis üzerinde yoğunlaşır. Çekler işi o kadar ciddi tutarlar ki, Çek Bilimler Akademisi çalışmaları destekler, Charles Üniversitesi Nörofizyoloji Bölümü deneylere yardımcı olur. Günümüzde bu tür kurumların en ünlüsü, ABD´de, direkt Beyaz Saray´a hizmet veren ´Zihin Araştırmaları Merkezi´dir.

Ezoterik bilgilerden parapsikolojiye

Tibet Budizmi, Zen Budizmi, Sufizm ve Yoga gibi öğretilerin içerikleri, Batı da tam anlamıyla bilinmiyor. Bugün, zihnimizin normal çalışmasının dışında, sezgiye dayanan bilince sahip olduğumuz kabul ediliyor ve insanın akıl ile sezgiye dayanan kabiliyetleri arasındaki fark inceleniyor. Dini ve mistik batıni sistemlerdeki meditasyon ve vecd ise batıda yeterince bilinmiyor.

Bugün modern bilimin ortaya koyduğu madde ve enerji kanunları, medeniyetimizi oluşturuyor. Ancak bu kanunlar yalnızca maddeye ilişkin ve canlıların duyumlar dışı yeteneklerine cevap bulamıyor. Bu nedenle, bir grup bilim insanı metafizik ve mistik öğretilerden yola çıkarak, dünya yaşantısının bir hayalden ibaret, bir rüya hali olduğundan yola çıkarak sezgileri inceliyor.

Yeni bir bilim dalı olarak kabul edilen ve giderek gelişen Parapsikoloji, eskinin batıni öğretileri ve bilgilerini, modern-teknolojik cihaz ve vasıtalarla inceliyor. Londra Üniversitesi King´s College Matematik Profesörü John G. Taylor, The Shape of Minds to Come (Zihnin Gelecekteki Şekli) adlı kitabında şöyle diyor; ´Zihin ihtilalinin yarı yolunda bulunduğumuz anlaşılıyor. Daha parlak gelişmeler olacak. Zihnin yeni anlayışı; insanın hislerini, hareket tarzlarını yahut zekasını kontrolde güçlü metotlar meydana getirdi. Biz şimdi birçok zihin halini, hemen hemen bütünüyle, fiziki vasıtalarla kontrol edebiliyoruz.´

Parapsikoloji terimi ilk kez 1880 yıllarında Dessouir tarafından kullanılmış. Normal yaşantımızda karşılaştığımız, ancak mevcut müspet bilgilerimizle açıklanamayan ruhi olayları tanımlayan bir terim. Parapsikoloji bugün; beş duyumuzun dışında, bazı olayları sezebilmek, etkileyebilmek ve geleceğe, geçmişe ait bazı şeyleri anlamaya yardımcı olan bir bilim dalı haline gelmiş bulunuyor.

Parapsikoloji´nin, ABD ve dünyada yayılmasındaki en etkin isimlerden birisi olan Dr. J.B.; bir insanın duyumlarını kullanmadan, dış dünyadan ve diğer insanların zihinlerinden bilgiler alabileceğine inanıyordu. Yani ´Duyumlar Dışı Algılama´.

CIA devreye giriyor

New York Times Gazetesi´nin l6 Temmuz l977 tarihli sayısında şöyle bir haber yayınlandı; ´ABD, insanlığı esir edebilecek görünmez silahlar geliştiriyor.´ Bir yıl sonra, Arizonalı gazeteci Walter Boward, ´Operation Mind Control´ (Zihin Kontrol Harekatı) adıyla yayınladığı kitabında ciddi suçlamalarda bulunuyordu;

´CIA tarafından uyuşturucu ilaçlarla yapılan deneyler, ABD hükümetinin uyguladığı çok gizli zihin kontrol projesinin yalnızca bir kısmıdır. Bu deneyler binlerce kişi üzerinde 35 yıl devam etmiştir. Bu araştırmalar; hipnoz tekniği, narkotik-hipnoz, elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik mikrodalgalar ve alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi, davranış değişiklikleri terapisidir.

CIA, psikolojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerini geliştirmeyi başarmıştır. Bu yöntemlerle, yeni tip bir harbe girişmesi mümkündür. Bu savaşın görünmez muharebe sahası insan zihnidir. Parapsikoloji silahları devletler vatandaşlarını kendi ideolojik ve politik sistemleri içinde tutmak için veya diğer ülke insanlarının zihinlerini etkileyerek değiştirmek ve kendi gayelerine uygun yönlendirmek amacıyla kullanacaklardır.´

En hayret edilecek konunun, milli güvenlik etiketi altında zihin kontrolünün araştırılması olduğunu vurgulayan Boward, kitabında zihin kontrolü için uygulanan ´MKUTRA Projesi´ne de değiniyor;

´Senato istihbarat komitesine; Amiral Turner, ´CIA uyuşturucu ilaç deneylerini durdurdu´ demiştir. Sorulmadı ve kendisi de zihin kontrol projelerinden bahsetmedi. Amiral Turner, zihin kontrol harekatının durdurulduğunu söylemedi, yalnızca deneyler durduruldu´ dedi.

Günümüzde insanların zihnine çeşitli araçlarla (gazete, kitap, radyo, internet ve televizyon) ulaşma imkanı sınırsız ve kontrolsüz bir halde. İnsan denilen biyolojik varlık, çok kolay programlanabilmekte. Okült (batıni, gizli) bir bilgi olan tekno-maji´nin (teknik büyü) sırları da son 300 yıl içinde insanlar tarafından çözülmüş durumda. Bu bilgi yığını korkunç silahları da beraberinde getirdi.

Teknokrat, bilim adamı ve askerlerden oluşan bir grup, bu güçlerin kontrolünü şimdi elinde bulundurmakta. Son 25 yıl, parapsikoloji ve psikotronik gibi adlar altında psikomaji´nin (ruhsal büyü) uygulama alanına konulduğu yıllar oldu. Hedef insan zihinlerini kontroldür. Geleceğin insanının-hatta günümüzün-kaderini; psikologlar, psikiyatristler, nörologlar, nörobiyologlar, biyokimyacılar, kuantum fizikçileri çiziyor.´

Blue Bird!

CİA; Sovyet, Çin ve Kuzey Kore´nin zihin üzerindeki çalışmalarına karşı ilk programı 1950´de ´Blue Bird´ (Mavi Kuş) adıyla hayata geçirdi. Sonraki her gelişme Mavi Kuş´un kanatları altında serpildi. Bugün ilgilenenlerin elinde, CIA´in 1953´te Güvenlik Bürosu, 1962´ye değin Teknik Servisler Kadrosu eliyle yürüttüğü kirli projelere ilişkin 215 bin sayfa doküman var. Ancak bunların tamamı, işin finansal yönüne ilişkin ipuçlarından ibaret. Öze ilişkin kayıtların miktar ve içeriği bilinmiyor, nedeni bu döneme ait tüm belgelerin imha edilmiş olması. Yine de işin içinde yalnızca CİA´nin değil; ABD Savunma Bakanlığı, askeri kurumlar, Avrupa´daki bir çok bilimsel kuruluş ve özel laboratuvarların da bulunduğu anlaşılıyor bu dokümanlardan.

CIA´in başlangıç çalışmaları parlak sonuçlar verdi. İnsan davranışlarını ve dengesini kimyasal yöntemlerle zayıflatmayı amaçlayan bir ekip, ´Scopaline, Barbiturates, Peyote, Mariyuhana ve Mescaline´ türü maddeleri kullanarak ´gerçek serumu´ üretmeyi planladılar. Ekip bununla da kalmayıp, ´Beyinlerarası Radyo-Hipnotik Kontrol´ projesinin ilk adımlarını da attı. İnsanların içine, onları kontrol edecek küçük alıcıların yerleştirilmesi idi projenin görünmez yüzü. Ve zamanla insanların kobay olarak kullanıldığı projelerin efsaneye dönüşecek isimleri ardı ardına belirginleşmeye başladı; MKULTRA, MKSEARCH, MKACTION ve ARTICHOKE.

MKULTRA...

Sayılan projelerden MKULTRA´nın ne olduğunu bilmek, bu konuda neden korku duyulması gerektiğini yeteri kadar açıklıyor. MKULTRA´da yalnızca uyuşturucular üzerinde çalışılmıyor. Duyumda azaltma, dini cemaatler, mikrodalga deneyleri, psikolojik şartlanma, psiko-cerrahi, beyin nakli gibi pek çok araştırma yapılıyor proje kapsamında.

MKULTRA´da tamamı gizli bütçelerden finanse edilen 180´in üzerinde alt proje bulunuyor. Ana proje çatısı altında kimyasal, biyolojik ve radyolojik maddelerin insan hareketlerini kontrol etme amaçlı ve gizli operasyonlarda kullanılmasına yönelik bir seri araştırma yapılıyor. Kâğıt üzerinde 1964´te sona eren projenin 1970´lere kadar sürdürüldüğü biliniyor. Tüm belgelerin 1973´te yok edilmesi nedeniyle projenin tamamı soruşturma ve kovuşturmalardan sıyrılmayı başardı.

´Duyu Ötesi Algılama´; insanın gelecek, geçmiş veya şimdiki zaman hakkında, bilinen beş duyuyu ´kullanmaksızın´ bilgi edinebilmesine deniyor. Yani ´6.his´ten başlayarak! 1970´lere kadar parapsikolojik bir altyapı mevcutsa da, bu tarihten sonra ´psişik´ çalışmalar çok daha kalibreli, geniş ve tehlikeli bir boyuta tırmanıyor.

Örneğin, ölülerden istihbarat temini için medyumlardan faydalanıldığı, bunlara bütçe ayrıldığı biliniyor. Bunlar ABD´de olanlar. Ya Sovyetler?

1975 yılına gelindiğinde, Sovyetlerin bu alandaki faaliyetlerinin gideri 300 milyon Ruble´yi aşmıştı. Bu rakam tek başına işin ciddiyetini gösteriyordu. Ancak ABD için buradaki problem farklıydı. CIA istihbarat alamıyordu ve kongreyi bu alana yatırım yapmaya ikna edebilecek delillerden yoksundu. Yine de konuyu NSA´ye taşıyarak gerekli desteği aldı.

1971´de ´duru görü´ üzerine çalışmalara başlandı. Bio-insanın klasik 5 fiziksel duyusunun dışındaki bilgiyi organize edebilmek için ek algılayıcılara sahip olup olmadığı araştırılıyordu ve bu başarıldı. Uzmanlara göre, insanın tam 17 tane farklı duyusu vardı ve projeler, deneyler ardı ardına hayata geçiriliyordu.

Bugün için söylenecek çok fazla şey yok ne yazık ki. Yöntem ve pratiğin daha sarsıcı hale gelmesinin, ya da uygulama alanının daha tehlikeli çapa erişmesinin kaygıları artırmaktan başka bir önemi yok. Çünkü ilkel haliyle de olsa, bir grubu ya da bir ülkedeki tüm insanları topyekûn etkileyebilecek de olsa ´zihin kontrolü´ lanetli bir iş. ´Uluslararası Af Örgütü´ de tam olarak bunu söylüyor zaten:

´Bireyin kendi zihin kontrolünü sağlama yetisine zarar verilmesini, düşünce kontrolü ve beyin yıkama bahsinde yer alan bir ahlaki suç olarak ele alıyoruz. Zira bir insanın zihni yetilerini bozmayı ya da yok etmeyi hedefleyen herhangi bir sorgulama ve uygulama prosedürü, yaygın olarak kabul edilen fiziksel işkence sınıflandırmaları kadar insanlık dışıdır.´


............................................................................. http://www.porttakal.com/haber-suikastlar-icin-zihin-kontrolu-67781.html

Suikastlar için 'zihin kontrolü'

Eklenme tarihi: 06.08.2008 06:20:11

Kaynak: Zaman

Zihin kontrolü ve beyin yıkama yöntemleriyle, kişilere intihar saldırıları düzenletme veya suikast yaptırabilme gücü, gizli servislerin üzerinde çalıştığı başlıca alanlardan. Birçok istihbarat birimi ve terör örgütü gibi Ergenekon 'un da bu yöntemi çok iyi kullandığı belirlendi. Genelkurmay İstihbarat servisi, MİT ve Emniyet Bilişim Suçları Dairesi'nden bir yetkilinin bulunduğu ortamda 'zihin kontrol' çalışmalarını anlatan Ersoy , ellerindeki teknolojiden bahsedince şu karşılığı alıyor: 'Bu kadar profesyonelsiniz. Nerede eğitim alıyorsunuz?' Ersoy , bu soruya 'O da bizde kalsın.' karşılığı veriyor. Aynı isim, zihin kontrolü üzerine yaptığı bir başka konuşmasında dönemin Cumhurbaşkanlığı makamını kastederek, 'Arkamızda desteğimiz var yani.' diyor.

Erkut Ersoy, gözaltına alındığında bilgisayarından çıkan belgeler arasında, 'Özel Büro Kimdir..Faaliyetleri Nelerdir.doc' isimli bir dosya vardı. İçeriğinde, banka hesaplarını boşaltarak örgüte finans sağlaması amacıyla kurulan hacker grubuyla ilgili bilgiler mevcut. Ancak yapılan incelemeler, grubun tek görevinin bu olmadığını ortaya koydu. DSS isimli grubun görevleri arasında, 'Teknik Takip, Uzaktan Zihin Kont-rolü, NöroPsikolojik Checkup ve Zihin Haritalama, Mind Control / Zihin kontrol teknolojisi ve kullanım alanları' gibi başlıklar göze çarpıyor. 'Özel Büro ' bünyesinde zihin kontrolü grubu da kuran Ersoy , video görüntülerine bakarak bir kişinin psikolojik vakıa olup olmadığını çözebiliyor. Ersoy , zihin kontrolü ile ilgili olarak, 'Bunu Milli İstihbarat Teşkilatı yapıyorsa müsteşarı yargılamaya kadar götürecek bir imkânımız da elimizde mevcut.' diyor. Ersoy , dinî çevrelere sızma konusunda da zihin kontrolü yöntemine başvurmuş. İddianameye yansıyan bir telefon görüşmesinde Özlem isimli bayana, 'Bizim buradaki elemanlarımız kara çarşaflı, kara cübbeli, sakallı geziyorlar.' şeklinde konuşuyor. S.H.K. ile görüşmesinde de zihin kontrolünü Türkiye 'de en iyi bilen grubun kendileri olduğunu vurguluyor.

Zihin kontrolü üzerinde uzmanlaşan bir başka Ergenekoncu, Doç . Ümit Sayın . Bazı ilaçlarla insanları önceden şartlandırmak suretiyle cesaretlendirip suç işletilebileceği hususunda görüşleri var. Adli Tıp Enstitüsü 'nde farmakoloji uzmanı olarak görev yapan Sayın, psiko-farmakoloji ve narkotik ilaçları üzerinde çalışıyordu. Bunun yanı sıra antipsikotik ilaçlarla insanların zihinlerinin bulandırılabileceğini ve böylece yaptıkları bazı şeyleri hatırlamalarının engellenebildiğini kaydetmişti.

Cezaevinde işkence iddiası

Zihin kontrolü iddiaları Türkiye gündeminde sıklıkla gündeme taşınmıştı. Terör örgütü İBDA -C lideri Salih Mirzabeyoğlu ve yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden Alaattin Çakıcı da zihin kontrolü için kendilerine işkence yapıldığını belirtmişti. 1998'den beri cezaevinde yatan Salih Mirzabeyoğlu , bu süreç zarfında birçok kitap yayımladı. Özellikle Kartal Cezaevi'nde zihin kontrolüne maruz kaldığını savunan Mirzabeyoğlu , kendisine işkence yapıldığını iddia etti. Yöntemin uygulandığı isimlerden biri de Alaattin Çakıcı . Kartal Cezaevi 'nde kaldığı süre içerisinde kendisine parapsikoloji uygulandığını iddia ederek, Devlet Güvenlik Mahkemesi 'nde görülen bir duruşmasında, 'Zihnimi ele geçirmeye çalıştılar. Ancak başaramadılar. Bana gönderdikleri resimlere bakmadan gardiyana veriyordum. Gardiyan akıl sağlığını yitirdi.' şeklinde konuşmuştu.


http://www.sirince.net/modules.php?name=News&file=article&sid=639

Mancurya Kobayı, CIA’nin zihin kontrolü

"Ellerinde baltalar vardı. Hiç bir Ayrım yapmadan önlerine gelenin kollarını, bacaklarını ve boğazlarını kestiler. Bazısının karınlarını baltayla yardılar. Çocukları ise duvarlara çarparak öldürdüler. Cezayir’den gelen bütün haberler gibi, geçtiğimiz hafta gelen bu son haber de aynı kuşkuyu doğurdu kafalarda: Böyle bir şeyi yapmaları için, İnsanlara, onları canavarlaştırıcı ilaçlar ya da haplar verilmiş olması lazım.

Fransa'ya kaçan ve orada Li beratı on gazetesine açıklamalarda bulunan bir güvenlik görevlisinin açıklamaları doğruysa, bu cinayetlerin çoğu gizli servis tarafından planlanıyor ve göreve giden Askerlerin hepsine birer hap dağıtılıyor. Katiller ister resmi görevli olsun ister aşırı dinci olsun Hunharca öldürülen binlerce masum insanlar

CIA’nin gözü beyinlerde.

ABD’de yayınlanan ve CAI’ nın kirli çamaşırlarını ortaya çıkarmakla ünlü ‘Covert Action ve ‘Unclassified’ gibi saygın dergilere atıfta bulunarak cevaplandırıyor bu soruları. Üç bucuk yıldır ABD’de Wisconsin Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Bölümünde çalışan Farmakolog Dr. Ümit Sayın, eroin bağımlığı ve ticareti, kara bilim, gizli hükümetler, gizli projeler, bilimkurgu ve uzay konusunda da araştırmalar yapıyor. Ona göre bu işlerin temelinde insanların beyinlerini fethetme ve yönlendirme hedefi yatıyor. Bu işler CIA başta olmak üzere bilumum gizli servis tarafından kotarılıyor. Dr Sayın, iddialarını kanıtlamak için CIA’nin zihin kontrolü projelerinden en ünlüsü olan Mancurya Kobayı (MK – ULTRA) projesini özellikle vurguluyor.

Mancurya Kobayı. MK –ULTRA) projesine açık olarak ilk kez CAI’ nın ünlü başkanlarından Allen Dulles 1953’te Prencetıon Üniversitesi’nde yaptığı akıllara durgunluk veren konuşmasında değinmişti. ‘’Hedef insan zihnindeki savaşı kazanmaktır. Bu savaşın ilk cephesi propaganda, depolitizasyon ve Sansür ile kitlesel sindirmeyi sağlamaktır. İkinci cepheyse, bireyin beyninde kazanılacaktır. Hedef beyin yıkama, ideolojisi değiştirme ve gerektiğinde bir Mançurya Kobayı yaratmaktır. Stanley Miligram’ ın yaptığı bir dizi klinik psikolojisi deneyine göre, zaten hepimizin içinde bir Mançurya Kobayı yatmaktadır ve bu istenirse ortaya çıkarılabilir’ Dulles’s MK – ULTRA projesinin mimarı olarak tanımlayan Dr. Sayın, insanların beyinlerini güdeleyerek onlara iradeleri dışında eylemler yaptırmaya yönelik Mançurya Kobayı projesini şöyle aydınlandırıyor: ‘’Bilimsel yöntemlerle ideal bir Mançurya Kobayı yaratma arayışı Nazilerle başladı, Soğuk Savaşla birlikte, ABDli istihbarat örgütleri içindeki araştırmalarla hız kazandı. Klinik Psikolojisi, psij Hata! Hiçbir dizin öğesine rastlanmadı. kiatri, nörofarmakoliji, elektrofizyoliji ve parapsikoloji, bu hedefe ulaşmak için kullanıldı. 20 Nisan 1950’de CIA Başkanı Roscoe Hillenkoetter, Bleubird (Mavi KUŞ) Projesi’ni imzaladı. Proje doğrultusunda 'ilk davranış değiştirme, beyin yıkama’ çalışmalarına Kore Savaşı’nda başladı. Kore’de Çinlilerin bu konudaki başarılarının saptanması, gizli ödenekler alınması da kolaylaştırdı. 1952’den sonra bu proje, Artıchoke’a dönüştürüldü. 1953’de projenin adı MK- ULTRA olarak değiştirildi. Ve bu iş için 300 bin dolar tahsis edildi. Bu projeyle eşgüdümlü olarak MK-DELTA, NAOMI, MK – SEARCH gibi başka projeler de geliştirildi’^1953 ‘de Dulles tarafından uygulamaya konulan ve Sydney GOTTLİEB adlı görevli tarafından yürütülen projenin hedefleri bilincin ve hafızanın kontrol edilmesi, beyin yıkama, insanları telkinle konuşturma bir fikri aşılama, gerçeklik serumunu bulma, Mançurya Kobayı oluşturma, ideal adam öldürme yöntemleri keşfetme, bağımlılık yapıcı psikolojik ve fizyolojik yeni yöntemler bulmaktı. Sonunda Amerikan vatandaşları üzerinde habersiz deneyler yaptırdığı gerekçesiyle CIA mahkemelik oldu’’ Nazilerin gücü ikici dünya savaşında yaşandı.’’Alman ordusunun olağanüstü hareketliğinin bir nedeni de Askerlerin sürekli amfetamin almalarıydı. Böylelikle 48 saat uykusuz kalabiliyordu, çok hızlı, verimli bir biçimde savaşabiliyorlardı. Ve sadık bir biçimde ölüyorlardı. Buna karşılık Normandiya çıkartmasında Amerikalı askerler kısa bir sürede 200 milyon tablet amfetamin tükettiler. Sonuç başarılıydı’ Almanlar, savaşta sadece amfetamin kullanmadılar. O zamanlar üzerinde denediler, örneğin Meskalin savaş esirleri üzerinde kullanıldı. Hatta daha da ötesine gidildiği biliniyor Türkiye’deki sinemalarda ‘’Dehşetin Nefesi’’ adıyla gösterilen ‘’Jacob’s Ladder’’de bazı cellat psikiyatrların otoriterlerin onayıyla. Kendi askerlerine iradeleri dışında bazı ilaçlar vermesi anlatılıyordu. Gerçek bir öyküden uyarlanan bu filmde, Vietnam’da ki bazı Amerikalı askerlere daha saldırgan olmaları için BZ kod adlı halüsinojen bir madde verildi anlatılıyor Sonuçta askerler, ani koma haliyle zincirlerinden boşanıp birbirlerini öldürüyorlardı. Bu tip ilaçlar Vietnam ve Kore’de kullanıldığı biliniyordu.

ECSTASY (X)

Cazip çünkü

1.Genel olarak kompleksli bir yapınız bile olsa bütün tutukluklarınız ortadan kalkıyor. Mesele bir partide herkesin ortasında dans ediyor, iki dans arasında da çapkınlık yapabiliyorsunuz.

2-Müziği bütünüyle içinizde hissediyor ve tıpkı John Travolta gibi dans etmeye başlıyorsunuz. En azından size öyle geliyor.

3-Benim hiç dostum yok sızlanmasından kurtuluyorsunuz. Tek başınıza gittiğiniz partide herkesin size bir kardeş gibi bağrına basacağından zerrece şüphe etmiyorsunuz.

4-Kafanız öyle iyi oluyor ki, içki içmek ihtiyacını bile duymuyorsunuz.

5-Etkisi altındayken bütün nevroz ve korkulardan kurtuluyorsunuz. Kendinizi sevgi dolu ve Şefkatli hissediyorsunuz. Kindarlık, egoistlik ve içten pazarlılık sizden çok uzak.

Felaket çünkü...

1.Size öylesine aptallaştırıyor ki, son derece sıradan olaylara tanrısal bir keramet affetmeye başlıyorsunuz. Basit bir rastlantıda geleceğinizin anahtarı bulduğunuzu düşünüyorsunuz.

2.Eğlenceli hafta sonunun acısı sonradan fazlasıyla çıkıyor. Haftanın ortasına doğru öylesine aksi ve bulanımla oluyorsunuz ki iş arkadaşlarınız size anlamakta güçlük çekiyor.

3.Etkisi altındayken yaşadığınız o büyük insanlık aşkı yargı gücünüzü yerle bir ediyor. Ertesi gün akşam yemeğini kimle yerseniz yiyin, o kişi size son derece sıkıcı geliyor.

4.Eğer erkekseniz, kendinizi istediğiniz kadını elde edecek kadar cazip hissediyorsunuz. Belki bu rahatlık sayesinde onu cezbetmeyi başarıyorsunuz. Da. Ama iş yatağa gelince bu dışa dönüklüğünüz pek bir işe yaramıyor. Çünkü, yine ‘’X’’ yüzünden en ‘erkek’ organınız da içe dönme eğilimleri gösteriyor. Böylece belki de hayatınızın aşkını ıskalamış oluyorsunuz.

5.Aşırı bir duygusallığa kapılıp az önce bir sigara ikram ettiğiniz hoş ve esrarengiz tiple heyecan ve tutku dolu bir hayat yaşayacağınızı düşlemeye başlıyorsunuz. Ama sigarasını yakan bir diğeriyle size yürü yolda kendinizi eskisinden daha da güvensiz hissediyorsunuz.

6.Kendinizi, tek muhabbetleri o güne kadar yuttukları Ectasy’ler olan tuhaf bir güruhla birlikte tatil yaparken buluyorsunuz. İnsanların tek işi manasızca gülmek. Dayanılmaz bir duygu!

7.Ecstasy’nin yarattığı duygular öyle sıcak ‘ki, bu kadar ısınmaktan ölüyorsunuz! Vücudunuzun dengesi alt üst.. ateşiniz 42.

Vücuttaki tahribatları

Nöronlar geri dönüşsüz bir şekilde yok oluyor. Bu durum hafıza kaybı ve çılgınlık krizleri yol açtığı gibi elli yaşından sonra Alzheimer hastalığına da neden olabiliyor.

Dişler çürüyor

Diş gıcırdamaktan çene kemikleri ve diş mineleri eriyor. Her türlü çürük ve enfeksiyonun yolu açılıyor. Gece hayatı masraflarına dişçi masrafları ekleniyor

Morluklar

Vücuttaki magnezyum oranı düşüyor. Vitamin eksikliğine yol açıyor. Bu ise morlukların oluşumunu kolaylaştırıyor. Saatin kayışı bile bileğinizi morartabiliyor.

Sırt Ağrıları

Omuriliğin sertleşmesine yol açtığından, uzun süre kullananlarda önemli omurga rahatsızlıkları görülüyor.

Hepatit riski Büyüyor

Karaciğer dokuları olağanüstü tahrip ettiğinden, sarılık ve hepatit tehlikesi büyüyor. İnanıldığı gibi çok su içmek bunu engellemiyor. Hepatit aşısı elzem.

SARA NÖBETLERİ

İçerdiği maddeler özellikle yeni kullanıcılarda sara nöbetlerine yol açabiliyor.

Birici tanıklık

Kadın, 26 yaşında:

‘Epey önce her hafta sonu kullanıyordum. Bütün Cuma ve Cumartesi gecelerini dans ederek geçiriyordum. ‘X’ İnsanı çok şefkatli yapıyor: Hayatımda hiçbir zaman o dönem olduğu kadar çok erkekle birlikte olmadım. Hele bir tanesi, tam bir seks manyağı idi. ‘X’ in etkisiyle onun üçlüğü yapma teklifini kabul ettim. Sabah uyandığımda kendime pis ve aşağılanmış hissettim. İkisinde kapıya koydum ve bitti. Bir daha dokunmadım.

İkinci tanıklık

“ Erkek 23 yaşında:

Bir keresinde kafam öyle kırıktı ki diskoda önüme çıkan ilk hoppayla yattım o da iyice olmuştu herhalde ,Beni evine götürdü, korkunç pis ve dağınık bir evdi. Üstelik prezervatif de yoktu. Ama aldırmadık. Uyandığımda hayatımın salaklığını yaptığımı düşündüm. Kız hiç benzemiyordu. Üç ay pabuca benzemiyordu. Üç ay boyunca AIDS kabusuyla yaşadım. Korktuğum başıma gelmedi ama, o kızdan bel soğukluğu kaptım”

KOKAİN

Uzun süreli zihni ya da fiziki çalışmaları yorgunluk duymadan gerçekleştirmeyi sağlıyor. İnsanın yemek, uyumak gibi kaçınılmaz ihtiyaçları hissetmemesini sağlıyor.

“Eğer evde biraz kokaininiz varsa sinemaya gitmezsiniz, hepsini bitirmeden asla evden çıkmazsınız. Ama bir kere vücut sisteminizden çıktıktın sonra onu bir daha aramazsınız. Kokain alışkanlık yapmaz.”’”Can kinin yazarı Burroughs) Zayıflatıyor. Hem de en etkili rejimlerden bile daha etkili! Zihninizi açıyor. Fikirleriniz size hiçbir zaman olmadıkları kadar parlak görünüyor. Bir top modeli tuvalette sıkıştırma şansını veriyor size!

FELEKET çünkü

Kokain sizi sıkıcı bir insan haline getiriyor. Siz başka türlü hissetseniz bile her defasında yaklaşık 10 milyon TL”yi burnunuza çekmek sizi daha enteresan kılmıyor. Olağanüstü pahalı. Aerosmith”in şarkıcısı Steve Tyler, “kazandığın milyarları ne yaptın” sorusuna şu cevabı vermişti: “hepsini burnuma çektim” “Bütün gece çalışmam lazım, bu işi mutlaka sabaha bitirmeliğim” diyerek kullandığınızda, gece ikiden sonra suratınızda öyle tikler belirmeye başlıyor ki, iş arkadaşlarınız ertesi gün arkanızdan “manyak bu” diye konuşuyor. Güneşin doğuşu ve kuşların ötmeye başlaması, içinizde artık manevi bir huzura ve uyanışa değil, kendinizle ilgili korkunç bir bezginlik ve iğrenme duygusuna yol açıyor Kadınsanız, çocuk yapmayı unutmanız gerekiyor.

Hamileliği etkiliyor. Düşük olmadığı durumlarda ise az gelişmiş ya da doğuştan sakat bebeklere yol açabiliyor.

Birinci tanıklık

Kadın 24 yaşında:

“Erkek arkadaşımdan ayrılalı epey bir zaman olmuştu, canım çok sıkılıyordu. Kimle olsa takılacak bir hale gelmiştim. Beni, buzdolabında her zaman bolca kokain bulunan kuziniyle tanıştırdı. Yaz aylarıydı, her akşam biraz çekip, o bar senin bu bar benim dolaşmaya başladık. Bir ay içinde borcum 500 milyon liraya çıktı ve kredi kartım elimden alındı.”

İkinci tanıklık

Erkek, 26 yaşında

“Bir defasında bütün bir hafta sonu kokain kullanmıştım. Pazar öğlen korkunç bir kokuyla uyandım . Sanki ev çürük peynirle doluydu. Her tarafı aradım da bulamadım. Ama nereye gidersem gideyim kokunun yoğunluğu değişmiyordu. Neden sonra anladım; koku burnumdan geliyordu. Sümkürdüğümde mendile kanlı parçalara geldi. Hemen gittiğim aile doktorum burnumun içinde bir delik olduğunu söyledi. Koku ancak bir haftalık tedaviden sonra geçti.”

Üçüncü tanıklık

“Kokainin çok güçlü bir afrodizyak olduğunu ve cinsel organın üzerine bir tutam koymanın erkeği azgın bir boğaya çevirmeye yeteceğini söylemişlerdi bana. Denedim. Uzvum sanki lokal anestezi yapılmışçasına, hissizleşmişti. Bir türlü tatmin olamıyordum. Sonuçta onun da canı yanmaya başladı. Durdur. Ama benim rey akson durumum geçmek bilmiyordu. Hislerimi yeniden kazandığımda ise organım korkunç acıyordu.

EROİN

Cazip, çünkü..

Bütün çekingenlik ve korkularınızı ortadan kaldırıyor. Vücudunuzu uçacak kadar hafif hissetmenize yol açıyor. Özellikle ilk defasında Gerçek bir afrodizyak. Saatlerce hiç yorgunluk hissetmeden sevişmenizi sağlıyor. Özellikle ilk defasında iğneden sonra gelen o ilk uçuş (flash) başlı başına bir zevk. Göğün yedinci katına erdiğinizi sanıyorsunuz. Tam bir kendinden geçme hali. Özellikle ilk defasında sizi yumuşacık bir koza içine alıyor. Tıpkı ana rahminde olduğu gibi. Üçüncü Dünya Savaşı çıksa umurumuzda değil. Özellikle ilk defasında.

Felaket, Çünkü..

Daha ilk alışta alışkanlık yapmıyor. Burroughs”un dediği gibi “satıcı malı müşteriye değil, müşteriyi mala bağlıyor” Bir eroinmanın günlük masraflarını siz tahmin edin? Para bulamadığı takdirde Hırsızlık, satıcılık ya da fahişelik, “malı” en kısa zamanda tedarik etmenin yegane yolu haline geliyor. Eroinmanlar arasında ölüm oranı çok yüksek ve her yıl artıyor. AIDS, intihar ve katkı maddelerinden zehirlenme en çok görülen ölüm sebeplerinden.

Bir kez eroin bağımlısı olarak fişlenmek sizi hayat boyu bir çok haktan mahrum bırakıyor: Araba kullanmak, memuriyet, çocuklarınıza bakmak gibi..

Erkek sonsuz bir rey akson gücünü sahip oluyor. Ama ne kadın ne de erkek asla tam bir orgasme ulaşamıyor. Bütün vaktiniz gündelik dozunuzu temin etmek peşinde geçtiği için hayatta başka bir şey yapmaya vaktiniz kalmıyor Giderek bir pire torbasına benziyorsunuz. Ağır müh telalar Uzerlerinde sürekli yüzlerce pire varmışçasına durmadan kaşınırlar.

Vücuttaki tahribatları

Sinir sistemi alt üst.

İlk yükselişin veriyi yanıltıcı izlenimin aksine hafıza, dikkat ve düşünme kapasitelerini olağanüstü düşürüyor. Alıklığa ve hareket koordinasyonunda zayıflamaya yol açıyor.

Delik deşik bir cilt

Kupkuru bir cilt ve üzerinde giderek artan yaralar. Burundan alındığında bile bütün yüzde sivilce ve kızarıklıklara yol açıyor.

Acıya duyarsızlık

Ağrı kesici etkisi çok güçlü. Eroin aldığınızda en feci diş ağrıları bile hissetmiyorsunuz. Ama dozun etkisi geçtiğinde ağrı ikiye katlanıyor. Müptelaların dişlerinin berbat olması buradan kaynaklanıyor; dişçiye gitmektense dozu yineliyorlar!

Yüksek doz ya da ölüm

En yüksek dozun etkileri; Önce kısa ama korkunç bir çarpıntı, sonra kalp ritminin duracak kadar yavaşlaması, akciğerde ödem, nefes alamama ve ölüm.

Bağımlılık

Eroin hafızada, silinmesi imkansız yoğun bir haz duygusu yaratıyor. Hiç silinmeyen bu duygu, psişik olarak çok güçlü bir tekrar yaşama arzusu yaratıyor. Aynı güçlü hazza erişmek için gerekli olan doz her seferinde artıyor. “Overdose” eğiliminin altında biraz da bu var. Yoksan kalan bağımlıda önce terleme kusma ve titremeler görülüyor. Bunu uykusuzluk ve çok şiddetli fizik acıları izliyor. Çok derin bir ruh sıkıntısı ise cabası.

Birinci tanıklık

Kadın 29 yaşında:

“Eroini sadece bir kez kullandım ve bir daha da yanına yaklaşmadım. Çünkü etkisinden hiç hoşlanmamıştım, soluk almakta güçlük çekiyorsunuz, sizi adeta kanepeye mıhlıyor. Son derece kötü bir ruh haline sürüklendiğimi hatırlıyorum. Etkisi altındayken sürekli tuvalete gidip kustum. Nişanlım, o günlerde çok kötü koktuğumu söylemişti bana. Bu nedenle onunla üç gün boyunca konuşmadım.”

İkinci tanıklık

Kadın, 28 yaşında:

“Geçtiğimiz yıl çok tatlı bir kızla tanıştım, Onu çok güzel, kompleksiz ve zeki buluyordum. Çok çabuk kaynaştık. Birlikte gittiğimiz bir barda hoş bir adamla tanıştı. Aşık oldular ve evlendiler. Yıllar sonra, bir gün aradı ve beni davet etti Hayatımın şokunu yaşadık. İkisi de çökmüştü. Arkadaşımın o güzel yüzü sivilcelerle dolmuş, o zeki kız iki lafı bir araya getiremez olmuştu. Konuşamadım bile, ağlayarak ayrıldım evlerinden.”

Üçüncü tanıklık

Erkek, 38 yaşında:

“Bağımlılığım 25 yaşında başladı. Kendime saygımı yitirdim. Ailemin, karımın ve çocuklarımın da bana sevgi ve saygıları kalmadı. İşimden ve evimden oldum. Bir sürü pis işe bulaştım. Sonunda hapishaneyi de tanıdım. Dört yıldır tedavi oluyorum. Başlangıçta çok zor geldi ama ya intihar edecektim ya da bu beladan vazgeçecektim. Hayata yeniden gelmiştim. Gibi hissediyorum şimdi kendimi. Ama ya arada yitirdiklerim.

LSD (ASİT

Cazip, çünkü..

1.Yaratıcılığı, arttırıyor, anlamak için Beattles”ın 2.Odanızdan çıkmadan seyahat etmenizi sağlıyor

3.Seyahat etmeyi istemek için ise çok fazla neden var.

4.Bağımlılık yapmıyor.

Felaket, Çünkü...

1.Hassas kişilerde psikozdakine benzer bir panik duygusuna yol açıyor. Arkasında psikolojik rahatsızlıklar bırakma riski yüksek

2.Ayakkabılarınızla konuşmayı başlamanız çok muhtemel.

3.Charles Mansan ve arkadaşları güzelim Sharon Tae”i öldürdüklerinde asit etkisi altındaydılar. Cinayet işlemeyi düşünmüyorlardı.

4.Asit aldıktan sonra kendinizi Nepal”de dilenirken bulabiliyorsunuz.

5.Eleştiri gücünüz yitiyor. Beğeni eşiğiniz iyice aşağılara düşüyor. İyice aşağılara düşüyor. Ucuz Hollywood filmlerini bir sinema başyapıtı olarak selamlıyoruz.

6.Sizden daha da salak insanlarla düşüp kalkmaya başlıyorsunuz. Tama, onlarla çok gülüp eğleniyorsunuz, ama ne olur birde sizin kafanız açık , onlarınki ise asitliyken izleyin hallerini.

7.”LSD muhatım hep iyi işledi. Hiç kötüsünden kullanmadım. İki yıl boyunca tüm cumartesi öğleden sonraları cennete gittim Ama sonunda öyle uyuşturucuları cehennem için sakladığını düşünmeye başladım.

İnternet den bir tanıklık)

Vücuttaki tahribatlar

Duyumsal değişimler aldıktan yarım saat sonra baş gösteriyor ve ila 6 saat arası devam ediyor. Beyninizde, hiçbir zaman anlayamayacağınız garip şeyler oluyor.

Fizik arazlar

Kalp atışları artıyor, tansiyon yükseliyor. Tükürük bezleri aşırı çalışıyor. Mide bulantısı ve titreme görülebiliyor. Göz bebekleriniz büyüyor ama bunların hiç biri hayati bir tehlike arz etmiyor.

Algılamada Bozukluklar

Yer çekiminden kurtulma hissi, vücudun sınırlarını ve mesafeleri doğru algılayamama: Uçabileceğine inanıp dördüncü, beşinci katlardan atlayanlar az değil.Kaleidoskopik görüntüler ve garipten sesler, Zaman duygusunun yitimi.

Ajitasyon ve Saldırganlık

Tüm baştırılmışş içgüdüleri serbest bırakıyor. Eyleme geçmelerini aşırı kolaylaştırıyor. Kendini yaralama ya da başkalarına yönelik şiddet uygulamalarına yol açabiliyor.

Duyumlarda Kargaşa

Kulağınızla görüyor. Gözünüzle işitiyorsunuz. Yani renklerin sesini duymaya, seslerin rengini görmeye başlıyorsunuz.

Arada hiç kullanılmasa bile, asit etkisinin aylarca sonra birdenbire ve kendiliğinden yeniden belirmesi muhtemel, Hem de hiç yeni bir madde kullanılmadığı halde, Birçok ihtar vakası bununla açıklanıyor.

Birinci tanıklık

Erkek, 26 yaşında:

“Bir grup arkadaş, bir dönem bayağı sıkı takılıyorduk. Aramızda biraz zayıf karakterli bir tip vardı.Sonunda iyice tınlattı. Bir akşam bizim evde, televizyondaki reklamlardan kendisine seslenildiğini iddia etmeye başladı. Çamaşır makinası çalışmaya başladığında, birilerinin onu öldürmek için balkondan yukarı tırmandığını haykırmaya başladı. Panik için. Evine götürdük. Bir müddet tedavi gördüğünü duyduk. Sonra da taşındılar bizim muhitten.”

İkinci Tanıklık

Kadın, 28 yaşında:

“Yalnızca bir kez denedim. Bir daha mı? asla! Deliriyordum sandım. Bana önerenler, bir dene bak, muhteşem uçacaksın, hiç kötü bir şey olmuyor, demişlerdi. Gerçek bir kabustu. 12 saat boyunca korkunç yaratıklar ve dev örümceklerle boğuştum. İnsana sanki hiç normale dönmeyecekmiş gibi geliyor. Korkunçtu.Beynim sanki artık bana ait değilmiş gibi kendi kendine çalışıyordu. İnmek istiyorum, diye bağırıyordum durmadan. Bittiğine inanamadım”

Üçüncü Tanıklık

Kadın, 23 yaşında:

“Birkaç ay boyunca çok eğlendirdi beni, Sonra, aslında kendime kötülük ettiğimi düşünerek bıraktım takılmayı. Normal hayata döndükten birkaç ay sonra, bir gün evde yalnızken, kafam durup dururken zırvalamaya başladı: Mutfak lambasıyla sanki kediymiş gibi konuşuyor: kendimi Harikalar Diyarındaki Alice gibi hissediyordum. Komşular geldiğinde mutfaktaki ekmek bıçağıyla oynuyormuşum.

Madde bağımlılığı dünyanın her tarafında artıyor.

KAPİTALİZM UYUŞTURUYOR

İnsanlık tarihinde ilk defa neslimizin tükenmesi tehdidiyle karşı karşıyıyız Bu tehlike sadece doğal çevrenin tahribiyle değil aynı zamanda siyasi tehditlerle, sürekli gelişen kitle imha silahlarıyla ve gençlerimizi bağımlılık yapıcı maddelerin kucağına atma biçiminde de kendini gösteriyor. Mevcut ekonomik düzen sürdürülemez ve katlanılamaz hale gelmiştir. Kontrol edilemeyen rantıyla iştah kabartan uyuşturucu trafiğinin getirdiği sorunlar yumağından çıkış yolu, sermayenin hesapsız ve yok edici varlığını reddetmekten geçiyor.

AYSEL YURTSEVER

Başlıca amacı kâr etmek olan kapitalizm sürekli olarak yayılırken, teknolojik gelişmeler ve iletişim sayesinde, giderek tep tip maddi ve kültürel “tüketim ürünlerini” tüm dünyaya model olarak dayatıyor. Geniş kitleleri toplumsal gelişmelere karşı duyarsızlaştırmanın en etkili araçlarından birisi olan medya, mutlak bir denetim altında tutulan eğlence ve boş zaman geçirmeye yönelik kültür örgütlenmeleri, tekellerin uzantısı durumuna getirilen üniversiteler, gerici düşünceyi yayan her türden tarikat, burjuva ideolojisini her gün yeniden üretip kitlelere dayatan araçlardır. Bu yazıda sözünü etmek istediğim; kitlelere dayatılan araçların içersinden hızla yaygınlık kazanan tüketim ürünlerinden alkol,sigara, uyuşturucu, uyarıcı maddeler, ve zararlı alışkanlıkların tehlikeli boyutlarıdır.

Günümüzde, ABD,”yönettiği ülkede düşünmeyen insanların olması bir hükümet için ne büyük şans’ diyen Hitler’in açtığı yoldan yürüyor. ABD Adalet Bakanlığı NCJ175687nolu bültenine göre, hapishanelerde tutulanların sayısı iki milyonu aşmış bulunuyor. Hapishanelerdeki insan sayısını yüzde 50 artış göstermesi bir yandan gaddar ceza yasalarına diğer yandan cezaevlerinin özelleştirilmesine bağlanıyor. 35 yaşında altında erkek genç nüfusun yüzde 80’i sabıkalı. Cezaevlerinde karın sürekliliği ve garantisi için düzenli mahkum akışı gerekiyor. Mahkumlar için işgücü olarak değerlendiriliyorlar. Özel cezaevleri kar edebilmek için yüzde 90-95 doluluk oranı tutturmak zorundadır. ABD bir yandan el altında bağımlılık yapıcı maddelerin ticaretini örgütlerken öte yandan da 50 gram uyuşturucu satan birini 15 yıl hapis cezasına çarptırıyor.

EN BÜYÜK PAY ABD’YE

Tüm dünyada ve ülkemizde insanlık tarihinin başlangıcından beri bağımlılık yapıcı maddelerin keyif verici, ağrı giderici ve hastalıkları iyileştirici olarak kullanıldığı biliniyor. Kullanım alanı oldukça geniş olan bağımlılık yapıcı maddelerin vazgeçilmezliği aynı zamanda büyük bir rant kapısını aralıyor.Ranttan en büyük payı da ABD alıyor.

26 Ocak 2003 tarihli Uluslar arası Narkotik Kontrol Kurulu Raporu, uyuşturucu gelirinin büyük kısmının uyuşturucunun üretildiği yerden ziyade, uyuşturucunun satıldığı ve kullanıldığı ülkelerde elde edildiğini göstermektedir. Geliri elde edenler ürünleri yetiştiren çiftçiler değildir.Uyuşturucu kullanıcılarından elde edilen gelirin yalnızca yüzde 1=i, ülkelerin tarımdan elde edilen geliri olarak yansımaktadır. Geri kalan yüzde 99’luk pay ise uyuşturucu trafiğinin belli noktalarında dağılmaktadır Uyuşturucu trafiğinde ciro, yıllık 1 trilyon doları bulmaktadır. Vergi cennetleri, kara para aklama operasyonları, uluslar arası kapitalizmin ürünleridir ve mevcut yasal finans sisteminin bağrında hayat bulmakta, bir anlam taşımaktadırlar.

Bağımlılığın Kaynakları

“Uyuşturucu” ve bağımlılık yapıcı madde” kavramları bazen birbirlerinin yerine kullanılıyor. Genel olarak bağımlılık yapıcı tüm maddeler için uyuşturucu tanımı kullanılması doğru olmuyor.Uyuşturucu, kişiyi uyuşturana, hareketsiz kılan. Kontrolünü kaybettiren maddelerdir. Böylesi maddeler ruhsal, davranışsal, ve bedensel değişiklere neden olup bağımlılık yapabilen özelliktedir. Oysa ki, uyarcı bazı maddelerin de uyuşturucu maddeler gibi yukarda sözü edilen bağımlılık yapıcı etkileri vardır. Bu durumda madde bağımlılığı kavramı daha da-doğru oluyor. Günümüzde işadamından öğrenci, bilim insanından politikacısına herkes için “bağımlılığa yol açan bir tüketim maddesi” yaratılıyor. Bağımlılık yaratıcı maddeler, insanların düşünme şekillerini, cinselliklerinin doğasını, topluluk şekillerini ve kimliklerini değiştiriyorlar. Küreselleşmenin ideolojik saldırısına alet olabiliyorlar. Fikirlerin ve fantezilerin aktarılmasına yardımcı bir araç işlevi görüyorlar. Bağımlılık uzun zaman ruhsal ve fiziksel bağımlılık olarak ikiye ayrılmışsa da günümüzde bu iki tanım, kişide hem ruhsal hem de fiziksel bağımlılığın aynı zamanda görülebilmesi nedeniyle birbirlerinden ayrı değerlendirilmemektedir. Fiziksel bağımlılık, maddenin varlığına karşı duyulan fizyolojik bir istektir. Ruhsal bağımlılık. “alışkanlık”, “itiyat” gibi diğer bazı terimlerle açıklanır.

Bağımlılık bir davranış biçimini içeren hastalıktır. Kendine özel seyri ve tedavisi vardır. Bağımlılık yaratan maddelerin bir aydan fazla kullanılmaları halinde; iradenin yok olması, unutkanlıkların artması, olaylar arasında ilişki ve sentez kurma zorluğu, düşünce ve davranış bozuklukları, ahlaki değerlerin kaybolması, bedensel ruhsal çöküntü gibi belirtiler kişiden kişiye değişik boyutlar da ortaya çıkar.Bağımlılığın kişisel nedenleri içinde, psikolojik gelişim, katılımsal etkenler, biyolojik etkenler yer alır. Ailesel nedenler arasında ayrı anne baba, anne baskısı ve babanın duygusal itmesi, sosyopot baba, ailenin çocuğu yetiştirme biçimi gibi etkenleri sayabiliriz. Günümüzde kapitalist yabancılaşmanın aldığı boyut öyle ki,ne çocuklar sorunları anne babalarına açabiliyor, ne de anne babalar çocuklarına yardım edebiliyorlar. Gençler sorunlarını daha çok kendileri gibi bilgisiz ve deneyimsiz olan arkadaşlarıyla tartışıyorlar. Bu da bir yandan da anne babalarının uzaklaşmalarına,hatta sürtüşme ve çatışmalara yol açıyor. Günümüzde ailenin toplumsallaştırıcı işlevi nitelik değiştiriyor. Arabesk kültür ile Emperyalist kültür arasındaki çelişki “globalleşmenin” getirdi kültürsüzleşmenin kültür şoku, aile içi ilişkilerde büyük sarsıntılara neden oluyor. Bunlar, kimi ailelerde eşler arası boşanmalara neden olurken kimi ailelerde de çocuklar ve anne babalar arası büyük uçurumlara yol açıyor. Kapitalizm aile kurumuna bile parayı, piyasayı, yabancılaşmayı sokmuş ve böylece aileyi, sevginin bunlar tarafından tutsak edildiği bir şirkete dönüştürmüştür. Toplumsal etkenlerin içinde, sosyokültürel etkenler, sosyoekonomik düzey, şehirleşme sorunları gibi çeşitli sorunlar ele alınıyor.

Nerede ne kullanılıyor ?

Türkiye”deki sigara, alkol ve madde kullanım yaygınlığı ile özelliklerine ilişkin olarak 15 ayrı ilde yürütülen SEMEY 98 isimli araştırmanın sonuçlarına göre, yaşam boyu en az bir kez er ar kullananların oranı yüzde 4’tür.Bu oranlara eroin için yüzde 1.5 benzodiazepinler ‘Diazem, Xanax, Ativan Rivotril, Rohynol) için yüzde 3.2’dir Akineteton kullananların oranı ise yüzde 1.4. Dünya ’da en yaygın madde kullanımı ABD’dedir. Yapılan çalışmalarda yaşam boyu en az bir kez madde kullananların oranı yüzde 37 olarak tespit edilmiştir. Kokain yüzde 11.5, eroin ise yüzde 9 ile üst sıralardadır. Bazı Avrupa ülkelerinden Hollanda’da esrar kullananların oranı yüzde 2.5’tir Norveç’te esrarın yüzde 20.4’lük bir payı vardır.

ABD’nin Nikaragua’da, El Salvador’da Guatemala’da Orta Amerika’nın diğer ülkelerinde. Ortadoğu’da ve Afganistan’da çok ciddi örgütlenme çalışmaları olduğu artık bilinen bir gerçek. Özellikle Vietnam savaşından itibaren bu gerçek daha da açığa çıktı. Yani ABD’nin dünyanın uyuşturucu şebekelerini örgütlemesi, bunun yani sıra Afganistan’da SSCB’ye yönelik savaş döneminde oradaki örtülü mücadeleyi uyuşturucu parasıyla finanse etmesi, bu doğrultuda Pakistan istihbarat örgütünü de kullanması, bilinen gerçeklerdir.

Ülkemizin bulunduğu coğrafya üzerinde yasadışı uyuşturucu madde trafiğinin ana hatlarıyla tek yönlü bir seyir izlemediği görülmektedir. Ülkemizin doğrudan etkilendiği Avrasya uyuşturucu trafiği, kendi aralarında kollara ayrılmış, Balkan Rotası, Kuzey Karadeniz Rotası ve Doğu Akdeniz Rotası olarak şekillenmiştir. Türkiye, sözü edilen uyuşturucu yollarının tam ortasındadır.

Çözüm yolu üzerine

Soğuk toplumsal gerçeklik içinde, sevginin sıcaklığını yitirmemek için verilen bir mücadelenin anlamı olduğunu düşünüyorum. İnsanları kendilerine yabancılaşmaktan kurtarmalı ve insanların gerçek anlamda insani bir öze dönmeleri sağlanmalıdır. Yok edici kapitalist tüketime, verilecek en güzel yanıt böylesi mücadeledir.

Bağımlılık yaratan maddelerden ve bu maddelerin gençlerimize olan etkilerinden kurtulmak, insanlık dışı eşitsizlik ve haksızlıkları ortadan kaldırmakla mümkündür. Kapitalist üretim ve paylaşım sisteminin artık olmadığı, insanın insanı sömürüsünün yok olduğu zaman insanlık için tarih öncesi dönem kapanmış olacaktır. Kapitalizmi ve emperyalizmi aşmaya yönelik mücadelenin başarısı, sadece barbarlığa son vermek için değil, insanlığın ve uygarlığın geleceğini kurtarmak için de gereklidir. Bu elinizdeki yazı gazete ve dergilerden derlenmiştir.

Artı haber dergisi sayı 4 Yıl.1998 Ocak soL dergisinin sayı 218 .yıl. 2004Şubat sayfa 19

Beyni hasar gören hastalarla düşünce yoluyla iletişim kurmayı sağlayan bir bilgisayar geliştirildi.

Kaynak : yorumla.net

Portsmouth Üniversitesi'nden bilgisayar araştırmacısı, beyni hasar görmüş hastalara düşünce gücüyle iletişim kurma şansı veren bir bilgisayar geliştirdi. Medikal Laboratuar Dünyası isimli dergide yer alan Dr Paul Gnanayutham'ın bu uygulaması şöyle işleyecek: "Sistem naninvaziv olarak işleyecek ve problar (Analitik, elektromanyetik ya da ultrasonik aygıtların ucunda bir alıcı bulunan hareketli kısım) saç bandına tutturarak kişinin başına takılıyor. Saç bandı beyin dalgalarını (EEG), kas hareketleri (elektromiyografi) ve göz hareketlerini (EOG) topluyor. Bu sinyaller daha sonra amplifikatöre aktarılıyor. Bu şu anlama geliyor: Bilgisayar beyin-vücut arabirimini izole edebiliyor ve bunu imleci kontrol etmek için kullanıyor. Sistem sadece ilaçla yatıştırılmayan, uyutulmayan hastalar üzerinde kullanılabiliyor. Hastalar, gözlerini sağa ve sola hareket ettirerek imleci de sağa ve sola yönlendirecek; kaşlarını da aşağı ve yukarı kaldırarak imleci yukarı ve aşağı hareket ettirecek. Eğer hastalar düşüncelerini, isteklerini gözünde canlandırırsa beyin dalgaları bilgisayar tarafından okunabilecek. İmleç ekranda listelenen "Evet", "Hayır", "Teşekkür ederim", "Televizyonu kapat", "Işıkları aç, kapat" gibi basit komutları işaret edecek. " Doktor şimdi tasarladığı bilgisayarı geliştirmek için finansal destek arıyor.

+10 Kasım 2008 Pazartesi, 10:58

.......................................................

http://www.grikedi.com/2007/zihin-kontrolu/zihin-kontrolu/#more-79

Zihin Kontrolü ve Silahların Geleceği

Mayıs 21, 2007

İnternette ‘rakmanenuff’ isimli birinin videolaştırdığı bir yazıyı Türkçe’ye çevirmeye çalıştım. Yazı, komplo teorisi gibi duruyor. Fakat komplo teorilerinin, devlet birimleri ve bilimsel çevrelerce ele alınış şekilleri, bu teorilerin o kadar da hayalci olmadığını kanıtlıyor. Örneğin yazıda geçen ’sayısal silahlar’ için Türk Genelkurmayı personeline eğitim vererek uyarmakta, 1993'de Cumhurbaşkanlığına ait bir raporda Elipton denen sayısal silahtan söz edilmektedir (bkz. 13. madde).

Her şeyi dikkatli düşünmekte yarar var.

Yazının anlaşılabilirliğini arttırmak için dipnotlar yerleştirdim. Alıntı yaptığınızda site adresini bildirirseniz sevinirim.

ZİHİN KONTROLÜ VE SİLAHLARIN GELECEĞİ

1. GİRİŞ

Bu yazıda, titreşimleri (vibrasyon) ve frekansları, elektromanyetikleri ve sayısal (skalar) dalgaları ele alacağız. Bunların bedava enerjide, yönlendirilebilir enerji silahlarında, zihin kontrolünde, kablosuz enerji iletiminde ve biyolojik savaşta nasıl kullanıldığını inceleyeceğiz.

Bunun yanında beyne, bilgisayar bağlantılarına, gelecekte bizi bekleyen silah teknolojilerine, bilgisayar teknolojilerindeki son gelişmelere, insanların gözetlenmesine, takibine ve toplumlar üzerinde kurulan hâkimiyetlere göz atacağız.

Yazının ilk yarısı temel olarak beynin işleyişi, zihin kontrolü ve gözetlemeyle ilgilidir. Diğer yarısı ise sayısal silahlar ve bedava enerjiyi ele almaktadır.

2. TİTREŞİMLER, FREKANSLAR VE DALGALAR

Kâinat, titreşim ve dalgaların ahenginden müteşekkildir. Her şey, kendi frekans ve titreşiminden oluşan birer enerjiden ibarettir. Titreşimler vasıtasıyla en hayret verici şeyleri bile başarmamız mümkündür.

Titreşimler, günlük hayatımızın bir parçasıdır. Hepimiz neşeli ve tasasız, karamsarlık ve uyuşukluk arasındaki farkı biliriz. Medyumlar kendi titreşimlerini o kadar arttırırlar ki çıplak ellerini insanların mideleri sokabilirler. Yüksek titreşim, daha düşük yoğunluk ve geçirgenlik demektir. Medyumlar (ruhsal cerrahlar) enerjiyi kullanarak çalışırlar; hastalıkların teşhisi ve tedavisinde enerjiyi ve titreşimleri kullanırlar.

DNA, titreşim ve enerjidir. DNA, ışığı emer ve yayar. Aura, elektrostatik bir alandır. Auralarımız ve yeryüzünün manyetik alanı birbiriyle iç içedir. Michael Tsarion[1] ’un belirttiği gibi, havadan ve yıldızlardan etkilendiğimiz kadar zihinsel ve duygusal durumumuz da gezegenimizi etkiler. Bu çift yönlü bir alışveriştir.

3. BEYİN

Beyin, çok yönlü bir kontrol merkezidir: Tüm vücut işlevlerini yönetir ve aralarında işbirliği sağlar. Bütün zihinsel durumlar, düşünceler, duygular, fiziksek duyular ve hareketler ayrı frekanslara sahiptir. Bunlar EEG testleri ve MRI taramaları ile görüntülenebilen elektromanyetik işaretlerdir. (EEG: Electro Encephal Graphy – Elektro Beyin Grafisi, MRI: Magnetic Resonance Imaging – Manyetik Rezonans (yankılanma) Görüntüleme) Beş duyu organımızla algıladığımız her şey, belirli bir beyin faaliyeti meydana getirir. Tüm hastalıklar kendi dalga şekillerine sahiptir. Her kelime ve düşünce beynimizde kendi frekans dalgasını meydana getirir. Tüm hareketler, düşünceler, duygular ve algılamalar kendi frekans işaretlerine sahiptir.

Birinin beyin faaliyetleri, bilgisayar ekranına çıkarılabileceği gibi, bunlar TAM AKSİ YÖNDE DE GÖNDERİLEBİLİR. Bir bilgisayar herhangi bir beyin faaliyetini çözümleyebilir ve bunu aynı yoldan GERİ İLETEBİLİR. Geçmişte, bu verilere ulaşmak için insanların kafalarına elektrotlar yerleştirilirdi ama günümüzde her şeyi kablosuz olarak yapmak mümkündür.

Beyinlerimizin uzaktan idare edilebilmesi, uçsuz bucaksız bir çalışma alanıdır. Her beyin kendine özgüdür. Beyin taraması, beyin tanımlaması, uydudan takip, gözetleme ve süperbilgisayarlar bir araya getirilerek insan davranışları, tüm yönleriyle, uzaktan idare edilebilir.

Beyne ait parmak izlerimiz, bilindik nesnelerin tanınmasıyla alakalı beyin bölümünde bulunur. Beyne ait bu parmak izlerinin tespiti %100 isabete sahiptir. Mesela birinin suç mahallinde olup olmadığını belirlemek bununla mümkündür. Bununla birlikte bir kişinin beynine gerçek olmayan hatıralar yerleştirmek de mümkündür.

Beyin-Bilgisayar Bağlantısı yapılarak (BCI[2] ) bilim adamları bir joystick (oyun çubuğu) ile insan ve hayvanları idare etmeyi başarmıştır. Ayrıca bilim adamları bir kedinin gözünden tanımlanabilen bir görüntüyü bilgisayar ekranına yansıtmayı başarmıştır.

Yani, gözlerinizle gördüklerinizi bilgisayar ekranına yansıtmanız mümkündür. Bu işlem, talamusdaki, gözle görülenlerin yönetildiği ve yorumlandığı LGNleri (Lateral Geniculate Nucleus) bölgesini hafifçe uyarılmasıyla gerçekleştirilir. Bunun yanında retina nakli ve kör birine tekrar görme yeteneği verebilen nakiller yapılmaktadır.

Yapay (takma) organlara sahip insanlar, beyinlerine yerleştirilen BrainGate[3] çipleri sayesinde robot kolları ve bacakları hareket ettirebilmektedir. Sibernetik[4] nöroteknolojik, iki beyin yarıküresi arasında bağlantı ve bilgi akışı, telekayıt (uzaktan kayıt), telestimülasyon (uzaktan uyarım), elektronik beyin haritası, telemetri (uzaktan ölçüm), nörogörüntüleme, kablosuz beyin uyarımları bu uygulama sonrası gerçekleştirilebilmektedir.

Bir tuz tanesi büyüklüğündeki mikroçip, insan beynine yerleştirilebilir ve bu, o kişiyi uzaktan yönetmek için yeterlidir. Ancak mikrodalgaları ve sayısal dalgaları bir insanın beynine iletmek o kişinin beyninde mikroçip olmasa bile mümkündür. Bir insanın kolundaki VeriChip[5] çıkarılabilir fakat beyindeki bu çok ufak boyuttaki çipten kurtulmak mümkün değildir.

4. MOLEKÜLER, NANO VE SÜPERBİLGİSAYARLAR

Bilgisayarlar aşırı küçük boyutlarda üretilmeye başlamıştır. Bir tuz tanesi kadar küçük ve sıradan bir kişisel bilgisayarın 100 katı hızda çalışabilen moleküler bilgisayarlar şu anda mevcuttur. Sınırsız saklama kapasitesine sahip ucuz bir süperbilgisayar, bilgiyi insan düşüncesinin 4 milyon katı hızla işleyebilmektedir.

Walmart[6] ’ın veritabanı şu anki internetin iki katı bilgiye sahiptir. Gelecek yıllarda, yaptığımız her şey gözlemlenip kaydedilebilecektir. Gelişmiş bilgisayar programları tüm bilgileri inceleyip sınıflandırabilecektir. Satın aldığımız eşyalar RFID (Radyo Frekans Kimliği) çiplerine sahip olacak ve böylelikle takip edilebileceklerdir. Bindiğimiz arabalar kara kutu aktarıcılarına sahiptir. Kullandığımız cep telefonları GPS (Global Positioning System – Küresel Yön Bildirim Sistemi) üzerinden izlenebilmektedir.

5. OTOMATİK SİLAH SİSTEMLERİ

Silah teknolojisi beş duyu organımızla ve beyin gücümüzle algılayabileceğimizin ötesinde gelişmiş durumdadır. İnsansız uçaklar, hissedebilen, düşünebilen ve öldürebilen karınca büyüklüğünde robotlar çevremizde görülmeye başlayacaktır ve bütün bunlar bir insanın üstesinden gelebilmesi için fazla karmaşıktır.

Otomatik bilgi sistemleri, saldırma kararında, hedeflerin süratle takibi ve tanımlamasında, cephanelerin seçimi, dağıtımı ve sonuçların rapor edilmesinde yardımcı rol oynayacaktır. Robot sistemleri araştıracak, tanıyacak, değerlendirecek, iz sürecek, çatışmaya girecek ve öldürecektir. Gelişmiş radar sistemleri yer ve kimlik belirleyecek; ardından yok edecektir. (Burada kullanılan teknik Çok-yönlü Birleştirme’dir: Ayrıntılı bilgiler ve yapılan hareketler arasında sürekli etkileşim sağlar. Kullanıldığı alanlar: Denizaltıların tanımlama yöntemleri, hedef kimliği belirleme, iz sürme ve yok etme, balistik füzeler ve bombardıman uçakları, ani otomatik tepkiler, yapay zekâ) Tüm bunlar bir bilgisayarın gerçekleştirmesi için fazlaca karışık işlemlerdir.

6. GÖZETLEME

Birçoğumuz 120 stratejik noktaya yerleştirilmiş, yerimizi belirleyebilen SatNav[7] ve GPS’yi duymuşuzdur. Cep telefonlarımız ve arabalarımız sürekli olarak takip edilmektedir. Çeçen lider General Dudayev aslında yanına cep telefonunu aldığı için öldü. Telefonunun yeri bulundu ve izi sürüldü. Ardından radyasyonu yükseltildi ya da ölümcül bir seviyeye getirildi[8] .

Tüm telefon konuşmalarımız, faks ve e-maillerimiz Echelon[9] ’un, simge, ses ve kelime tanıma özelliğine sahip elektronik tele-kulak teknolojisiyle takip edilmektedir. Bilgisayar, anahtar kelimeleri ve cümleleri araştırır ve bir şifreleme yazılımı kullanır. Çoğumuz telesekreterle veya sözcük tanıyan yazı sistemleriyle karşılaşmışızdır. Hepimiz parmak izi gibi ayırt edici özelliğe sahip ses izlerimiz vardır.

İleride, nüfus cüzdanları hiç şüphesiz RF Kimliği (RFID) çipleri taşıyacaktır. Yani eğer bu zorunlu hale getirilirse araba kullanmasak ya da cep telefonu taşımasak da yerimizin tespiti yapılabilecektir. Giysilere RF Kimliği koymak da yaygınlaşmıştır. Böylelikle izlenmenizi sağlayan bir cekete para ödemiş oluyorsunuz.

X ışınları, CCTV (Kapalı Devre Kamera Sistemleri), parmak izi, avuç içi izi, el yazısı ve göz irisi kelimelerini hepimiz duymuşuzdur. Diğer biyo-ölçüm tanımlama sistemleri; yüzü, retina tabakasını veya bir insanın yürüyüşünü, yüz ifadelerinin özelliklerini ruh halinizi belirlemede kullanır. Bunun bir sonraki aşaması akıl okuyan bilgisayarlardır.

7. KİTLELERİN İDARESİ

Göz yaşartıcı gaz, elektroşok silahları ve Taser[10] ’ler en bilindik kalabalıkları kontrol yöntemleridir. Ancak kinetik enerji silahları, elektroşok, ses silahları, isyan kontrol araçları gibi diğer teknolojiler pek bilinmez. Tüm bunlar, bundan kısa bir süre önce kullanılabilir hale gelmiştir. Tüm kalabalığı uyutarak, uyuşturarak etkisiz hale getirmek artık mümkündür.

Beyindeki oksijen oranını düşürerek kişinin yorgunluk ve bitkinlik gibi belirli hisleri hissetmesi sağlanabilir. Ya da herkesi uyutabilirsiniz. Bunun yanında, kalabalıktaki bir kişiyi seçebilir ve akustik işaretleyicilerle hedef seçebilirsiniz. Bu tür uyuşturucu etkilere sahip ilaçlara genel olarak “öldürücü olmayan silahlar” denir. Ancak, pek tabii ki, seviyeleri yükseltildiğinde öldürücü olabilirler.

Elektromanyetik enerji ile bir kişiyi uzaktan telkin altına alabilir, sakatlayabilir ya da öldürebilirsiniz. Birçok davada, kişinin birden düşüp ölmesine bir açıklama getirilemediği için yasal süreç askıya alınmış ve dava kapatılmıştır.

8. ZİHİN KONTROLÜ

İnsan toplulukları ölçeğinde zihin kontrolü teknolojisi şu anda kesinlikle mevcuttur. Akıl okuma makineleri, uydular ve süperbilgisayarlar, bir insanın beynine herhangi bir zihinsel, duygusal ve fiziksel durumunu telkin etmek için mikrodalga ve sayısal dalgalar gönderebilir. Paranoid şizofreni hastaları güçlü sanrıların (halüsinasyon) ne demek olduğunu çok iyi bilirler ve bu insanların çoğu gizli polis servislerinden şüphelenirler.

Telepati, psikotronikler ve şizofreni arasındaki farkı anlatmak oldukça güçtür. Beyin, tüm vücuda hükmeder. Meditasyon ustaları kendi kalp atışlarını durdurabilir; nefes alışverişlerini kontrol edebilirler. Elektronik zihin kontrolü ile bir kişiyi mutlu, üzgün, yorgun, uyanık, intihara meyilli, yürüyen bir ölü, ölümcül hasta, etkisiz, nefret dolu yapabilirsiniz. Bu listeye her türlü zihinsel ve duygusal durumu ekleyerek uzatabilirsiniz.

Belirli bir hareketin frekans dalgasını yönlendirerek bir kişiyi dışarıdan yönetebilirsiniz. Bu şekilde düşünce, fikir, hipnotik tetiklemeler ve beyin programlamalarını insan aklına sokmanız mümkündür. Timothy McVeigh[11] ’in uzaktan idare edildiği ve suikaste programlandığı iddia edilir. Buttons ve Svoboda isimli pilotların kullandığı uçağın 1997’de bir dağa çakılması ya da Kaptan Hess’in birden oturup kendini 26 defa bıçaklaması da diğer gizemli vakalar arasındadır.

Frekans silahları 6.6 hz ile depresyona yol açabilir. 7.83 Hz (Schumann Rezonansı[12] , yeryüzünün doğal titreşimi) kendini iyi hissettirir. 10.80 Hz panik hali oluşturur. 16-25 Hz’lik ölümcül ELF ise hayata kasteder. (ELF: Fazladan Düşük Frekans, ULF: Aşırı Düşük Frekans). Titreşimi hafifletilmiş mikrodalgalar doğal beyin frekanslarını taklit eder. Mesela frekans dalga boylarına maruz bırakarak uyuşturucu kullanmayan bir kişiye ketamin[13] kullanmış etkisi verilebilir.

İbadet eden kişilerin beyinlerinin ‘ilahi’ bölümünün salgıladığı kendini iyi hissetme kimyasalları salgılatılarak bir keyif hali yaşadıkları kanıtlanmıştır. Bir insanı bu frekans dalga boyuna maruz bırakırsanız o kişide yapay bir dindarlık ve derin bir mutluluk hissi uyandırabilirsiniz. Ayrıca hükmedilen rüyalar, görüntüler ve kısa süreli hafıza silmeyle bir kişiye UFO deneyimi yaşamış biri gibi yapabilirsiniz.

İçten geçen düşüncelerin oluşumları gözlemlenebilir ve çözümlenebilir. Düşünceler ve fikirler aklınıza sokulabilir. Artık ne düşünüp hissedeceğimize kendimiz karar veremeyebiliriz. Bu işlemler oldukça karışıktır. Sadist birileri akılları kontrol etmek için bilgisayarın başına geçebilir ve bilgisayarlarıyla her şeyi belirli bir yöne yönlendirebilir.

Bilgisayar düşüncelerinizi size geri iletebilir ve tekrar tekrar düşünmenizi sağlayabilirler. Hatta bu anlamsız bir tekrarlamaya dönüşebilir. Ultrasonların iletilmesiyle bir kişiyi, sesler duyarak çılgına çevirene kadar bunu tekrarlayabilirsiniz. Bununla bitkinliğe, uykuya veya bir uyanıkla sebep olunabilir. Duyulan yüksek frekanslarla hırsızlığın azaltılabildiği bilinmektedir.

Voodoo rahipleri, psikokinezi[14] (telekinezi) veya uzaktan telkin yapalar, insanların ve nesnelerin enerji yardımıyla etkilenebileceğinin farkında olan kişilerdir. Ama bilgisayar, beyinden daha kuvvetlidir. Daha güçlü etkiler oluşturabilir. Bu etkilerden birkaçı tecrübeleri tekrar oluşturmak ve imrendirmek, algılarla oynamak, işitilmeyen bilinçaltı etkileri, telkin ve hipnotize etmek olarak sıralanabilir.

9. FİZİKSEL BELİRTİLER

Zihin kontrolü, fiziksel tepkilere ve hislere de neden olabilir: Sesler duyma, kokular alma, görüntüler, mide bulantıları, ishal, el-ayak kontrolünde bozulma, orgazm hissi oluşturma, kusma, idrar ve dışkı çıkarma isteği gibi bağırsak hareketleri, kasılma, ateş, görsel yanılsamalar, felç, kalp krizi, kalp yetmezliği, nörolojik etkiler, fiziksel acılar, yönlendirilen göz hareketleri…

10. BİYOLOJİK SAVAŞ VE KANSERİN ÇARESİ

Sayısal dalgalar teknolojisiyle fiziksel belirtilerin kablosuz iletilebilmesi olanağı daha da ileri gitmektedir. Bir hastalığın elektromanyetik belirtilerini (semptomlarını) çevreye yayabilir; kansere, lösemiye, Alzheimer’a, zehirli etkilere, gribe, deniz tutmasına, nükleer radyasyon belirtilerine, kimyasal zehirlenmelere ve bakteri enfeksiyonlarına sebep olabilirsiniz. Dilerseniz bağışıklık sistemini (immüne sistem) etkisiz hale getirebilirsiniz. Hatalıkların bu anlık iletimleri Vlail Kaznavheyev tarafından kanıtlanmıştır.

Sayısal dalga teknolojisi, topluca ve kapsamlı alanlara hastalığın yayılabildiği devasa miktara sahip biyolojik silahlarda bulunmamaktadır. Antonie Priore’nin de belirttiği gibi olumlu yönde de kullanılabilmektedir. Fareler üzerinde kanser araştırmaları yapan Priore, geliştirilmiş elektromanyetik tedavinin HER hastalıkta tedavi edici olabileceği sonucuna varmıştır.

11. SAYISAL (SKALAR) DALGALAR

Sayısal elektromanyetikler ve silahlar üzerindeki bilgilerimin çoğu Tom Bearden’in (http://www.cheniere.org/) ve John Bedini’nin (http://www.icehouse.net/john34/bedinibearden.html) web sitelerinden ve alınmıştır:

Bunlar, basmakalıp olmayan bilimsel ders kitaplardan alınmıştır. Elimden geldiğince aktarmaya çalışacağım.

Nikola Tesla çekim ve hertz teorilerini kişisel sınırlamalarından dolayı eleştirmektedir. Sayısal dalga teorisinin genel kavramları bu iki teori tarafından göz ardı edilmiştir. Bu durum iki teorinin de hatalı olduğunu göstermektedir. Bu konu üzerindeki ders kitapları hatalıdır; birçok bilim adamı bunu anlamamaktadır.

Sayısal dalgalar uzay vakumunda (boşluğunda) bulunurlar. Zaman bölgesi, dördüncü boyut ya da uzay-zaman olarak da bilinir. Işık hızından hızlı hareket ederler. Çevreleyen vakum her yerdedir. Kainat, hiperuzayın çevresindeki ince zar tabakasıdır. Sayısal dalgalar, normal uzayda dolanabilir, hiperuzayda iletilebilen büyük miktarda bir enerji meydana getirebilir.

Sayısal dalgalar, dalga ve karşıt-dalgadan, eşit ve karşıtlardan, çekim enerjisine dönüştürülebilen boylamsal (uzunlamasına) ses dalgaları oluşmasından meydana gelmesine karşılık elektromanyetik (EM) enerji dalgaları çaprazlamadır. Sayısal tip zaman, bahsedilen aynı etken (ışık hızının karesi) tarafından sıkıştırılmıştır (bastırılmıştır). Sayısal elektromanyetikler, elektromanyetiğin çekim gücünün dâhil edildiği genişletilmiş şeklidir.

Geleneksel eşitlik şöyledir: e=mc2 enerji, kütlenin, ışığın santimetre karedeki hızıyla çarpılmasına her durumda eşittir.

Sayısal (dalgalarda) eşitlik şu şekildedir: e =?tc2 ışık hızının karesiyle zamandaki değişimin çarpımına eşittir.

Işık hızı saniyede 299,793 km yol alır (~300.000 km/saniye). Her şey enerjidir.

Sayısal rezonans (yankılanma) ve elektromanyetik alan enerjisi ve çekim alanı enerjisi arasındaki değiş tokuş, günümüzdeki fizikle anlaşılması mümkün olmayan bir şeydir.

Elektrostatik olasılık (potansiyel): Yerel partikül ve bunun sürekli akıma sahip elektriksel yükleme mahiyetindeki çekimsel yükleme arasında farklı akış yoğunlukları gösteren yüklü partiküller, elektromanyetikler ve elektroçekimler.

Altuzay /hiperuzay (dış uzay) zaman (değişimi) olmadan her yere seyahat edebilmeniz anlamına gelir. Vakumda (boşlukta) enerji, güç sahası (alanı) olmaksızın tamamen saklı bir biçimde uzak mesafelere iletilebilir. Kablosuz enerji iletimi, hiçbir kayıp olmaksızın, bir lazer gibi, %2 güç kaybıyla inanılmaz hızlarda bir noktaya doğru ateşlenebilir.

İyonosfer, güneşten gelen radyasyonlarla iyonize olmuş atmosfer tabakasıdır. Işık, aşırı yüksek frekanstaki elektromanyetik radyasyondur.

12. BEDAVA ENERJİ

Çok büyük miktarda enerji vakum (boşluk) bölgesinden, sıfır noktasındaki enerjiden çekilebilir. Güç tıpaları, gizli dalga boyu rezonanslarını (tınlaşım) kullanarak, dünyasal enerji, yerküreye ait dalgalar ya da kozmik ışınlar bir yere toplamak için kullanılabilir. MEG birimleri denilen bedava enerji makineleri üretilebilir. (MEG: motionless electromagnetic generator, hareketsiz elektromanyetik üreteçler-jeneratörler)

Doğrusal olmayan optikler tüm dalgalara uygulanır. Yerkürenin eriyik özü manto tabakasından farklı yönde döner. Bu manyetik bir üreteç (jeneratör) meydana getirir. Sonsuz yerküre enerjisi mevcuttur ve yararlanabilir hale getirilebilir.

Çevremizde birçok temiz ve kirlilik oluşturmayan enerji kaynakları vardır. Bu enerji kaynakları yeryüzünün manyetik alanından elde edilebilir ve hiçbir kayıp olmadan derhal nakledilebilir.

13. MAGLEV[15] VE SES

Ses dalgaları ve titreşimli lazer, ağır nesneleri kaldırmada kullanılabilir: ?zangay’daki hava mukavemeti dışındaki hiçbir sürtünme etkeninden etkilenmeyen elektromanyetik gücü kullanan Maglev trenlerinde olduğu gibi… Bazı insanlar Mısır Piramitlerinin de bu yöntemle inşa edildiklerini savunurlar. Hatta bazıları da Atlantis medeniyetinin titreşimleri kullanabileceklerinin oldukça farkında olduklarına inanırlar.

14. SAYISAL SİLAHLAR

Geleneksel (konvansiyonel) yönlendirilmiş silahlar olarak lazer, RF yönlendirici aletler, atom ve molekül parçalanmasına neden olabilen ışımalı silahlar (ölüm ışınları) gösterilebilir. Ama sayısal silahlar teknolojisi bunların ötesine geçmiştir. Sayısal enerjiyi belirli bir merkeze odaklamak, mercek kullanarak güneş ışığından ateş elde etmeye benzer. Nanosaniyeler içinde yoğunlaştırılmış enerjinin bir noktaya odaklanabilmektedir. İki sayısal ışının bir araya gelmesi, iyonosferi bir devre olarak kullanma yoluyla sayısal bir interferometri[16] oluşturur (faz birleşimi belirli bir noktaya bağlıdır.)

Sayısal silahlar, bir ucu atmosfere açılan vakum odalarından ve silahın ucundaki bir hermetik contadan oluşur. Bu silah bir Tesla topunu çok uzaklara, hiçbir kesintiye uğramayan bir seyahatle gönderebilir. Yaklaşık 90 derecelik bir alana ateş açabilir.

Sayısal Silahlar hem savunma hem de saldırı için kullanılabilir. Isıveren, ısı düşüren veya bir metal zırhı, bir tankı ya da bir binayı parçalayabilen soğuk patlamalara sebep olabilen itici endotermik[17] bir güçle ateş edebilmektedir. Sayısal silahlar, havada beklenmedik değişmelere, deprem ya da volkanik bir hareket başlatmaya, okyanusun ısıtılması veya soğutulmasına, yapay El Nino’lar oluşturmaya, kuraklıklara, orman yangınlarına veya sellere sebep olabilecek güçtedir.

Sayısal silahlar, yaşayan her şeyi çürümeden, düşüp öldürmeye yetecek güçtedir. Manyetik bozulmalarında, hatta elektrik kutuplarının değiştirilmesinde kullanılır. Nikola Tesla[18] , dünyayı bu güçle ikiye yarabileceğini iddia etmiştir. Sayısal silahlar hava durumlarını düzenlemede ya da iklim değişikliklerinde kullanılabilir.

15. UÇAKLARIN VE FÜZELERİN İŞLERLİĞİNİ ENGELLEME, ATOM BOMBASINI ETKİSİZ HALE GETİRME

Sayısal silahlar bilgisayarlarda ufak arızalara sebep olabilir; elektronik parçaları ve elektrik devrelerini eritebilir. Hatta metali dahi eritebilir. Elektronik aletlerin bozulması uçakların ya da nükleer başlıkların sabote edilebilmesine izin verirken bu teknolojiyle bunların çarpışması veya patlatılması sağlanabilir. Tesla topuna deyen her füze eriyecektir.

Sayısal Silahlar frekansları bozar, radardan kaçmayı sağlar, güç kaynaklarının erimesine ya da iş görmez hale gelmesine neden olur. Bunlar insanları, korunaklı odalarda ya da yeraltı sığınaklarında olsalar bile sersemletebilir, engelleyebilir, aciz durumlara düşürebilir. Ayrıca hipnoz gibi akıl tutulmalarına, hareketlerin kontrol edilmesine ya da bilinç kaybına olanak tanır.

Yeni nesil sayısal silahlar, kuantum potansiyeline sahiptir ve çok bağlantılı uzayzaman[19] kullanır. Rusların 3. nesil seviyelerine çıkmak için sayısal silahlara çokça para harcamalarına rağmen Haarp[20] ’ın yapabildikleri 1. nesil olarak kabul edilir. Ruslar, doğrusal olmayan (non-linear) matematik, mühendislik ve bilimde öncüdürler.

16. BİR SİLAH OLARAK TESLA TOPU

Tesla kalkanı, boşlukları alınmış 2 sayısal (skalar) yarımküreden ve plazmadan oluşur. 3 eşmerkezli Tesla kalkanları, kimyasalları, biyolojik ve nükleer silahları etkisiz hale getirebilir. Gama radyasyon, dış kabuğa çarpar. Burada emilir, dağıtılır ve daha düşük bir ısıda geri ışıtılır. Bu işlem, gama ışınlarından kızılötesine, ondan da radyo frekansına olmak üzere her kalkan için tekrar edilir.

17. SAYISAL SİLAHLARIN TARİHİ

Bu bilgilerin bazıları inanılabilir gibi gözükmeyebilir. Yorumlar bölümünde bir noktayı sorgulandığı için kaldırdım.

Sayısal silahlar Nikola Tesla’nın araştırmalarına dayanmaktadır. 1960’da General Krushnev, tüm dünyayı yok edebilecek bir silahtan bahsetti. Moskova’daki ABD büyükelçiliği mikrodalga ışınlarına maruz bırakıldı ve 2 Amerikalı Büyükelçilik temsilcisi kanserden öldü; diğerleri ise hastalandılar.

1963’de ABD senatörü Tresher ortadan kaldırıldı ve Porto Riko yakınlarında bir deniz altı patlaması meydana geldi. Sovyetler sayısal silah teknolojilerine oldukça yüklü yatırımlar yaptılar; iddia edildiğine göre atom bombasının bulunmasıyla sona eren Manhattan Projesi’nin yedi katı. Alevtopları birçok yerden gözlemlenmişti. “Ağaçkakan şebekesi” olarak bilinen alan 1976’dan beri ABD’nin üzerinde yer almaktadır. Amerikan mekikleri, füzeleri ve uçakları yere indirildi. Sayısal kubbeler, ABD radar haritalarında görüntülendi. Vladimir Jirinovsky[21] elipton[22] silahlardan söz etti.

1986’daki Challenger faciası süresince havada yüksek frekansların belirlendiği iddia edildi. Hava mühendisliği sayesinde metallerin yumuşatıldığı iddia edildi. ABD üzerinde doğal olmayan bulut şekilleri görüldü ve bazı kasırgalar 180 derecelik dönüşler ya da 360 derecelik döngüler yaptı.

Ocak 1995’de, Rusların füze sinyallerini aldığında dünyanın yok olmasına iki dakika vardı. Bu hikâyeyi doğrulamak çok zordur ama iddia edildiğine göre insanın müdahale edebildiği 8 dakikadan sonra 10 dakikalık bir boşluk vardı. Bilgisayarlar yönetilen silahların sorunu işte budur. Aslında ortada füze yoktu.

18. ÖZET

Her yönüyle insan davranışları, mikrodalga veya sayısal dalgaların kullanıldığı zihin kontrolü ile izlenebilir ve kontrol edilebilir. Takip, etrafımızı sarmıştır. Her şey enerji ve titreşimden ibarettir. Bilgisayarlar şu anda moleküler ya da nano seviyededir. Her an daha da küçük üretilmektedirler. Bilgisayar kontrollü silah sistemleri git gide daha da güçlü hale gelmektedir.

Kalabalıkların kontrolü ve biyolojik savaş, hastalıkların büyük kitlelere, geniş insan kalabalıklarına yayılabileceği, insan topluluklarının uyutulabildiği, yeryüzündeki tüm yaşamın bir anda bitirilebileceği bir seviyeye gelmiştir. Sayısal Kalkanlar kimyasalları, biyolojik veya nükleer silahları etkisiz hale getirebilir.

Kanserin çaresi vardır ve kontrol altına alınabilen temiz ve tükenmeyen enerji kaynağı mevcuttur.

Dipnotlar

[1] Kuzey İrlandalı tarihçi, yazar. Din, sembolizm, yıldız astrolojisi, doğaüstü olaylar ve Atlantis konularında çalışmalar yapar. Annesi bir falcı, anneanesi doğaüstü olaylarla ilgili bir yazar ve filozoftur. İrlanda medeniyetinin kökenini kayıp Atlantis medeniyetine bağlar. Dünya tarihinin, Büyük Tufan’dan önce dünya dışı varlıkların ziyaretiyle şekillendiğini, bu varlıkların Dünya ve Mars arasında, suyu bol olan bir gezegende (Tiamat) yaşadıklarını, bu gezegenin ortadan kalkmasıyla Büyük Tufanın oluştuğunu, şimdiki asteroitlerin bu gezegenin kalıntıları olduğunu iddia eder. Taroskop denen kartlarla bakılan fal tekniğinin mucididir.

[2] BCI: Brain-Computer Interfacing: Doğrudan Sinir Sistemi Bağlantısı ya da Beyin-Makine Bağlantısı olarak da bilinir. İnsan veya hayvan beyniyle cihazların doğrudan bağlanmasıdır. Tek yönlü bağlantıda bilgisayar, beyinden komut alabilir veya beyne sinyal gönderebilir. Çift yönlü bağlantıda bilgi alışverişi mümkündür. Araştırmalar 1970’lerde başlamış, ancak 1990’ların ortasında ilk meyvelerini vermiştir. Dr. William Dobelle 1978 ve 2002’de yaptığı iki operasyonda, bu tekniği yetişkin körlere uygulamış ve sonuç almıştır. Atlanta, Emory Üniversitesi’nde 1998’de içe kilitlenme sendromu (locked-in sendromu, tüm istemli kasların uyuması) geçiren bir hastanın beynine nakletmiştir ve hastanın hareket edebildiği görülmüştür.

[3] Bir biyoteknik firması olan Cyberkinetics tarafından 2003’de Brown Üniversitesi Nörobilim Bölümü’yle ortak gerçekleştirdikleri bir sistemdir. Kol ve bacakları olmayan ya da ALS (Amyotrophic Lateral Sclerosis – kas hareketlerini kontrol eden sinir uçlarının bozulması) veya omurilik hasarı olan hastalarda uygulanır. Vücut faaliyetlerini yitiren hastaların beyinlerine yerleştirilen bilgisayar çipleri vasıtasıyla hastanın beyin faaliyetleri belirlenir ve niyetleri bilgisayar komutlarına çevrilir.

[4] Güdübilim. Makine ve canlılarda geçerli olan kontrol ve iletişim teorisi. İnsanlara ait ve mekanik sistemlerin çalışma tarzı ve işlevlerini daha iyi anlatabilmek amacıyla bilgi-işlem sistemlerinin araştırılması. Canlı varlıkların kontrol ve ticari haberleşme yöntemlerinin karşılaştırmalı araştırmasını da yapar

[5] VeriChip Corporation tarafından üretilen, insana nakledilebilen RFID (Radio Frequency Identification – Radyo Dalgası Kimliği). Firma, Applied Digital Solution (Uygulanabilir Sayısal Çözümler)’in yan kuruluşudur. Delray Beach, Florida’da faaliyet göstermektedir. VeriChip, Amerika Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) onayladığı ilk “İnsan Nakledilebilen RFID çip”tir (2002). Bir pirinç tanesinin yaklaşık iki katı boyutundadır. Genel olarak sağ kolun triseps altına ya da ele uygulanır. Uygun frekansta bir kere tarandığında kullanıcının bilgileri kaydedilir ve 16 haneli bir sayıyla kimlik tanımlaması, tıbbi kayıtlar ve diğer amaçlar için veritabanına kaydedilir. Lokal anesteziyle uygulanır ve varlığı çıplak gözle fark edilemez. Bir doktor muayenehanesinde kolayca uygulanabilir.

[6] Amerikalı, dünyaca ünlü perakende mağazası

[7] Uydudan, yer bilgisi alma sistemi.

[8] Çevirmenin notu: C. Dudayev’in cep telefonu sebebiyle öldürüldüğü bilinir. Ancak radyasyon değil, Rus ajanlar tarafından cep telefonuna güdümlü füzeyle öldürüldüğü söylenmektedir. Hatta internette Dudayev’in arabasının yanında cep telefonuyla konuşurken yukarı doğru, objektife baktığı bir fotoğrafı için denir ki: Bu resim atılan füzenin çektiği bir resimdir. Çarpmadan hemen önce çekilmiştir ve Dudayev’in son fotoğrafıdır.

[9] 1952’de ABD Başkanı Harry S. Truman tarafından kurulan dünya çapındaki NSA istihbarat örgütünün kullandığı sistem. Uydu, radyo, GPS, internet ağı gibi tüm veri akışlarını toplayan ve işleyen bir sistemdir. 1998’de Ankara’daki çalışma büroları ortaya çıkmıştır. Teröristbaşı Abdullah Öcalan 1998’de bu sistem kullanılarak yakalanmıştı.

[10] 50 bin volt vererek kurbanda kısmi felce sebep olabilen Air Taser firması tarafından üretilen elektroşok silahlarıdır.Yaklaşık 25 m.’den elektrik şoku verir. En az yarım saat baygınlığa sebep olur. Amerika, Kanada ve birkaç Avrupa ülkesinde polisler tarafından yaygın bir şekilde kullanılır. Özellikle üçüncü dünya ülkelerine satılır. Yaklaşık 76 kişinin ölümüne sebep olmuştur. Üretici firma, ölümcül etkisi üzerindeki iddiaları reddeder. Uluslar arası Af Örgütü, silahın yasaklanmasını istemektedir. İzlerinin çabuk geçmesi dolayısıyla Time dergisi ‘Modern İşkence Aleti’ nitelemesi yapar.

[11] Amerikan halkının 11 Eylül 2001 tarihli saldırıdan önce, şahit olduğu en büyük terörist saldırı, Timothy McVeigh tarafından Oklahoma’daki Federal Bina’ya yapılan bombalı saldırıdır (1995). Bu saldırı sonucunda çocukların da dâhil olduğu 168 kişi hayatını kaybetmiştir. McVeigh bu katliamı, 1993 yılında çiftliklerinde yanarak hayatlarını kaybeden David Koresh ve takipçilerinin intikamını almak için gerçekleştirdiğini söylemiştir. McVeigh’e göre Koresh ve tarikat üyeleri kendilerini yakmamışlar, Amerikan Devleti tarafından yakılmışlardır. Bu nedenle olayın intikamını Amerikan Devleti’nden almaya karar vermiş ve Federal Bina’yı bombalayarak devlet adına çalışanları öldürmeyi planlamıştır. David Koresh tarikatının intihar olayından tam iki yıl sonra, olayın yıl dönümünde, patlayıcı dolu kamyonetini binanın önüne bırakıp soğukkanlılık ile olayların gelişimini izlemiştir. McVeigh, idam edilmesinden (2001) kısa bir süre önce The Buffalo News gazetesine gönderdiği mektupta, yaptıklarından dolayı pişman olmadığını, devlete karşı verdiği mücadelede bombalama eyleminin ‘en mantıklı taktik’ olduğunu söylemişti. Kendisinin Körfez savaşına katılmıştır ve bir Neo-Nazi ırkçısı olduğu söylenmektedir.

[12] Yeryüzüyle iyonosfer tabakası arasındaki boşluğun doğal titreşimidir. Askeri haberleşme sistemleri bu frekans üzerinden geliştirilmiştir. 7.8, 14, 20, 26, 33, 39 ve 45 Hertz aralıklarında yedi katmandan oluşur. En büyük Manyetik Alan Frekansı (MAF) 7,8 Hz arasındadır. “Hepimiz Bio Kimyasal süreçlerle elektrik üreten, ürettiğimiz Elektron akımlarıyla düşünen, hisseden, kaslarımızı ve bedenimizi hareket ettiren, çalışan, konuşan ve faaliyet gösteren varlıklarız. Yani tüm madde âlemi nasıl atomlarının titreşimi nispetinde ürettiği enerji kadar etraflarında Elektro Manyetik Alanlar (EMA) teşekkül ettiriyorsa, Tüm canlılar da hücresel vibrasyonları nispetinde ürettikleri enerji kadar çevrelerinde EMA’lar teşekkül ettirmektedir. Sahip olduğumuz EMA da, EMA’ların değişiminden ve frekansından etkilenmektedir.” Geophysical Observatory – Modra, Slovak Republic gibi merkezde ölçülür. Kayıtları tutan merkezlerin verilerine göre, 1980 yılından sonra yapılan ölçümlerinde, ortalama 7.8 Hertz olan en büyük MAF’nin yükseldiği ve 11 Hertz’ in üzerine çıktığı, ayrıca saniyede 1000' in üstünde olan yıldırım ve şimşek çakmalarının da, saniyede 2000' ne çıktığı tespit edilmiştir. Yani tüm dünyayı çepeçevre saran en büyük EMA, çok uzun süreden beri sabit olan frekansı 7.8 Hertz’ den 12 Hertz’ e çıkmış, Aynı zamanda İyonosfer tabakasından yeryüzüne akan elektrik enerjisi de toplam olarak eskisinin 2 katına çıkmış bulunmaktadır. İlim, bu artışların kesin nedenlerini açıklayamamakta, Güneşin 11 yıllık periyotlarından kaynaklandığını tahmin etmektedir. Bazı kitaplarda 13 Hz’e ulaştığında duracağı iddia edilir. (Çevirenin notu: Bu tip konular, Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı Başkanı Vedia Bülent Çorak’ın, Alfa Kanalı’ndan (Kutsal kitapların Alfa Kanalı aracılığıyla indirildiğine inanıyor) gelen vahiylerle yazdığını ileri sürdüğü sapık ‘Bilgi kitabı”nda çokça işlenmektedir.)

[13] Ketamin bir “dissosiyatif anestetik” tir, yani kullananlarda çevrelerinden ya da acılarından bağlantısız veya kopukluk hissi yaratır. Uyuşturucunun efektleri phencyclidine (PCP) ile benzerdir.Hap, sıvı ve toz formlarında bulunur. Ketamin medikal ihtiyaçlarda kullanılan denetim altında olan bir maddedir. Genellikle veteriner anestezi ihtiyaçlarında kullanılır. Küçük dozlarda bir rüyada gibi uçma hissi uyandırır. Kullanıcı çevresinden ve vücudundan uzaklaşma yaşar. Eller ve ayaklar hissizleşir ve etkilenmeleri güçleşir. Etkisi altında iken duygular çok çabukça değişebilir. Kullanıcılar kalkıp dans etmeye yönelebilirler, fakat yüksek dozlar hareket etmeyi zorlaştırır. Hareket edememe “K-Deliği”nde olmak ile ifade edilir. Çok yüksek dozlar kullanıcılarda anestetik etkisi veya bilinç kaybı gösterir. Kullanan yaralansa bile uyanmaz, çünkü vücudunun veya çevresinin farkında değildir. Bazıları yaşadıklarını hatırlamaz.

[14]Zihin gücüyle madde ve insanlara hükmetmeye verilen isim.

[15] MagLev (Magnetic Levitation): Manyetik kaldırma. Manyetik alanlar, itme-çekme kuvvetleri kullanılarak nesnelerin yerden yükseltilmesi. Bu teknik kullanılarak Japonya ve Fransa’da yüksek hızlı trenler üretilmiştir ve kullanılmaktadır.

[16] İnterferometri: Çatışma ölçeği, küçük hareket veya mesafeleri iki ışının çarpışmasıyla ölçen alet. Uzaktan (uydu vb.) ölçüm yapar. Deprem araştırmalarında yeryüzü şekillerinin belirlenmesi gibi incelemelerde bu teknik kullanılır.

[17] Reaksiyon sırasında ortamdan ısıalan reaksiyon çeşidi

[18] Nicola Tesla (d. 1856, Hırvatistan – ö. 1943, ABD) Sırp asıllı fizikçi, mucit, makine mühendisi ve elektrik mühendisi. 19. ve 20. yüzyılın en ilginç buluşçularından birisidir. Çağının çok ilerisinde buluşlara imza atmış ve uygulamıştır. En önemli icadı olarak alternatif akım makineleri gösterilir. Radyo dalgaları yayınları, vericileri, hidroelektrik santraller, radar gibi buluşlar onundur. Zaman makinesiyle ilgili araştırmalar yaptığı iddia edilir. Tuhaf ve tutarsız hareketleri olan, takıntılı, hiçbir deneyini not etmeyen biriydi.

[19] Dört boyutlu evren sistemine verilen isimdir. Einstein’ın genel görecelik kuramına göre uzayzaman düz değildir, eğiktir. Normalde Newton cisimlerin serbest düşme esnasında aldığı yolun zamana göre grafiğinin eğrisel olma sebebini kuvvete (yerçekimi) bağlı açıklarken, Einstein bu kuramı ve denklik ilkesini kullanarak bu olayı kuvveti katmadan sadece uzayzamanın eğimli olması ile açıklar.

[20] Kısa adı HAARP (High Frequency Active Auroral Research Program- Yüksek Frekanslı Auroral Araştıma Programı ) olan ve ABD tarafından İyonosfer’in özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere Alaska’da sürdürülen çalışmadır. (Auroral: Güney yaımkürede geceleyin gökyüzündeki ışımalar, diğer anlamı fecir, seher) İlk kez Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı Nikola Tesla tarafından ortaya atılmış bir fikirdir. Aslında bu proje hakkında birçok ülkede karşı kampanyalar olmuştur. Çünkü Haarp projesi iklim kontrol ve yapay derem silahı olarak kullanılabilme yeteneğinden dolayı çok tartışmalı bir konu halini almıştır. Haarp projesi pentagon’un kontrolünde ve ADB ordusunun hizmetinde olan önemli bir projedir. Alaska’daki merkezde şu anda, yüksek frekansta radyo sinyali yayımlayabilen toplam 48 adet anten bulunmaktadır. Bunların yanı sıra, çok-yüksek frekanstaki sinyallerle ilgili çalışmalarda kullanılacak olan bir radarın yapılması da planlanmaktadır. HAARP projesi kapsamında, iyonosferin ısıtılması yoluyla ELF (çok düşük frekans) dalgaları da üretilmektedir. Elektromanyetik dalgalar üzerine birçok deneyin yapıldığı bu alan uçaklar için çok tehlikelidir. Bu yüzden HAARP tesislerinde, uçak kontrol sistemi kurulmuştur. Herhangi bir uçağın yaklaşması durumunda antenler otomatik olarak faaliyetlerini durdurmaktadırlar.

[21] Liberal Demokrat Parti lideri aşırı milliyetçi Rus siyasetçi.

[22] Deprem tetikleyicisi olduğu iddia edilen silah. Türk Genelkurmayı bir bildirisinde bu ve benzeri silahlardan söz etmişti.

............................................................
http://www.bilgikultur.net/index.php/zihin-kontrolu-ve-mancurya-kobayi-nedir-nasil-yapilir/

Zihin Kontrolü ve Mançurya Kobayı Nedir, Nasıl Yapılır?

04 Ocak 2008 – 21:38

Zihin kontrolü, insanın algı sistemlerine ya da bilincine yönelik olarak yapılan bir takım operasyonlar zinciri. Bunların bir tanesi LSD gibi çok çeşitli halüsinojenlerin kullanılması ve insanda farklı bilinç halleri oluşturmak. Bunu özellikle yabancı istihbarat örgütleri kullanmış. Kore Savaşı’nda Çinlilerin kullanmış olduğu yöntemleri de unutmamak gerek tabi. İnsanların fizyolojik ihtiyaçlarını bloke etmek ve onların direncini kırmak, kullanılan yöntemler arasında. Zaten ” Mançurya Kobayı” ismi de Kore Savaşı’ndan geliyor. Kore Savaşı’nda insanların dirençlerini kırıp çeşitli işkence yöntemleri uyguladıktan sonra çözülmeyi çok daha kolay bir şekilde sağlıyorlar. ABD’liler 1950'li yıllarda uyanıyor ve 1953'de MK-ULTRA projesi başlatılıyor. O dönemlerde Solomon Asch adlı bir Yahudi bilimadamı var. Bunun 300 bin kişi üzerinde yaptığı bir çalışma mevcut. Çalışmada iki grup var. Bunlardan birinde öğretmenler, diğerinde denekler var. Denekler oturdukları yerde bir kelime okuyacak ve hata yaptıkları zaman öğretmenler bunlara elektrik şoku verecek. Elektrik şokları 75 volttan başlayıp üst noktalara kadar geliyor. Aslında burada deney yapılanlar şok verilenler değil, öğretmenler. İnsanların nereye kadar şok vermeyi sürdürecekleri ölçülüyor. Görülüyor ki 300 bin kişinin yüzde 65'i bir beyaz gömlekliye ” Şok ver!” demeyi sürdürdüğü için şok vermeyi sürdürüyor ve 450 voltluk değerlere kadar çıkılıyor. Bu arada, öğrenenlere elektrik falan verilmiyor. Aslında deneklerin (öğrenenlerin) çoğu tiyatrocu ve rol yapıyor. İnsanlar, deneklerin canının acıdığını görmelerine rağmen elektrik vermeye devam edebiliyor. Dolayısıyla insanlarda otoriteye karşı korkunç bir boyun eğme var. 300 bin kişiyle yapılmış olması, bunun büyük olasılıkla ABD derin devletinin bir projesi olduğunu gösteriyor. Şuna bakıyorlar: ” Otoriteye bizim halkımız ne kadar bağlı?” Bu deneyi Türkiye’de yapsanız oran daha az çıkar; Yüzde 65 çıkmaz. Ama Amerika’da sosyal koşullama ile otoriteye inanç çok yüksek düzeylerde.

Teknoloji bu konuda ne yoğunlukta kullanılıyor?

Teknoloji çok iyi kullanılıyor. ABD’de şunu gördüm. İnsanlarda ciddi bir televizyon bağımlılığı var. Gidiyor evine, günde beş saat televizyon seyrediyor. Seyrettikleri şeyler abuk subuk. ABD’deki kanallar Türkiye’dekinden kötü; hepsi birbirine benziyor. Haber programları zaten tamamıyla beyin yıkama. Dolayısıyla, insanlar nasıl günde beş saat televizyon seyretmeye yönlendirilir, alıştırılır, bu nasıl bağımlılık haline getirilir, o çok enterasan. Televiyonlarla aslında indoktrine edilmiş, pasifleştirilmiş bir toplum kurdu ABD. MK-ULTRA projesini başlatan Allen Dulles’in çok vurucu bir sözü var; “Birinci aşamada propaganda, depolitizasyon ve kitlesel sindirmeyi sağlayacağız.”; “İkinci aşamayı da bireyin beyninde kazanacağız” diyor.

Zihin kontrolü yoluyla sıradan bir insandan bir cani yaratmak mümkün mü?

Bunun başarılabileceği söyleniyor şu anda. Bunların en vurucusu John Lennon’un katili Mark David Chapman. John Lennon, ABD dengeleri için çok büyük tehlike oluşturmaya başlamıştı. Vietnam Savaşı’na karşı çok ciddi bir etki oluşturuyordu. John F. Kennedy ve kardeşi Robert Kennedy’nin katillerinin de böyle bir programlara tabi tutulduğu söylendi. Detaylı bilgi için 2006 Temmuz’unda yayınlanan, ‘Derin Devletler, Gizli Projeler ve Kirli Gerçekler’ (Neden Kitap) isimli kitabıma da bakabilirsiniz.

Zihin kontrolü ağırlıklı olarak istihbarat örgütleri tarafından mı kullanılıyor?

Bu yöntem, istihbarat örgütleri ve askeri istihbarat tarafından kullanılıyor. ABD’de 29 tane istihbarat örgütü var. Bunlardan en önemlileri Savunma Bakanlığı’na bağlı Askeri İstihbarat Teşkilatı, CIA, NSA, FBI ve DIA. En gizlilerinden biri NSA’dir. Bu teşkilatlardan hepsi zihin kontrolü konusunda çalışmalar yapıyor. Toplumsal olarak zihin kontrolündeki araçlar nedir?

Televizyon ve moda en önemli araçlar. Hollywood bu işte başı çekiyor. Çünkü Hollywood’la insanların davranış şekillerini kalıplamak mümkün. Mesela bunun en önemli örnekleri Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Matrix isimli filmler. Matrix’te bazı kalıplara insanlar şartlanıyor. Yahudi geleneklerini insanlara, çocukların bilinç dışına aşılıyor. Belki bizler genel toplumdan biraz kopuk ve daha farklı insanlar olduğumuz için, “Hadi canım sende, bu olmaz!” diyoruz ama bu öyle değil. İnsanların yüzde 50-65'ini etki altına alsa yetiyor zaten. Normal insanlar bu telkinleri ve şartlandırmaları çok kolay alıyor. Dolayısıyla beyin yıkama araçlarından en önemli ikisi; televizyon programları ve filmler. Filmler çok önemli. Bu mecrada her şey milim milim işleniyor. Ortaya çıkan şu: ABD’de toplumun yüzde 65'i tamamen itaatkâr, ABD’yi yöneten 25 bin elite kafa kaldırmayacak insanlardan oluşuyor. Nitekim Bush gibi birisini başlarına getirmelerinden belli olmuyor mu? Yahudi sistemini, Evangelist beyin yıkamayı sorgulamaması ve ABD’deki sistemi sorgulamaması üzerine eğitilmeye çalışılan insanlar bunların büyük çoğunluğu. Bugün ABD’de demokrasi yok ki! Demokratlar da, Cumhuriyetçiler de CFR (Dış İlişkiler Konseyi) üyesi. Aynı yerden adam seçiyorsun. Bir çelişki yok yani. ABD’de kimin nereye geleceğine başından karar veriliyor. Bir zihin kontrolü projesi olan ” Monarch Projesi” bunlardan bir tanesi. Onunla ilgili “Baykuş İmparatorluğu” (Trance Formation of America) isimli bir kitap var. Bu, CIA’in yazdırdığı bir psikolojik savaş kitabı. Buradaki hiçbir şey gerçek değil. Deli saçması bunların büyük çoğunluğu. Büyük bir kısmı ise pornografik. Hedef komplo teorisiyle uğraşanları hasta ve mantık dışı göstermek.

Derin devletlerin kendilerini, olduklarından daha güçlü göstermek ve insanlara “Ensenizdeyiz” izlenimi vermek gibi bir görevleri de var. Zihin kontrolünün bu çerçevede yeri nedir?

Belki adam uğraşıyor zihin kontrolünü yapmaya ama yaptığı zihin kontrolünü çok daha farklı gösteriyor bize. Çok daha büyük, ulaşılmaz. “Uzaydan, uydulardan kontrol ediyoruz, rüyalarınıza giriyoruz” şeklinde lanse ediyorlar.

Bir yandan yapılıyor, bir yandan da yapıldığından daha fazla abartılıyor…

Bu da zihin kontrolünün bir parçası. Bugün bir sürü hatalı düşünen insan var . Mesela, Türkçe’de çıkmış bir sürü kitap var. Saçma sapan bir sürü bilgi içeriyorlar, gerçeklerle ilgileri yok.

Zihin kontrolü Türkiye’de uygulandı mı?

Türkiye’de uygulandığını düşünüyoruz. Kitabımda Aytunç Altındal’la yapılmış bir mülakat var. Orada detaylı örnekleri yer alıyor. 1968-70'lerde “Phoenix Operasyonu” adı altında bir operasyon var. Yakalanan iki ABD’linin üzerlerinde LSD ve diğer haplar vardı. Yabancı istihbarat birimleri tarafından kontrol edilen, Türkiye’nin düşmanı haline getirilmiş bazı tarikat ve cemaatlerde bu tip maddeler ve çok değişik tekniklerin kullanılmış olma olasılığı çok yüksek.

Danıştay saldırısının da bu etkiyle yapılmış olabileceğine dair bir iddia var kitabınızda?

O konuda çeşitli iddialar var. Bulgaristan’da bir hafta kaldığı söyleniyor, ne yaptığı belli değil. Danıştay saldırısının büyük olasılıkla Gladyo tarafından planlandığı, temelinde de Danıştay üyelerinin, Tüpraş’ın özelleştirmesine, Galataport’a onay vermemelerinin yattığı sanılıyor. Oferler’in projeleri bunlar ve arkada Yahudi lobisi ve İsrail hükümeti var. Danıştay üyelerinin hayatları tehlikede. Danıştay üyeleri koruma istedikleri halde alamıyorlarmış, yani bugün Devlet kendi Danıştay üyelerini koruyamıyor. Bugün Türkiye’de Türkçülüğü, Ulusalcılığı savunan bir yapı, derin devlet yok. Olsa zaten şu andaki yönetimi ve sistemi alaşağı ederdi.

Nasıl bir derin devlet var peki Türkiye’de?

Türkiye’de yabancı derin devletlerin ve yabancı istihbarat örgütlerinin uzantısı olan bir sözde derin devlet ya da çete-derin devlet var. Bunun hedefi, Türkiye’yi Sevr koşullarına göre parçalamak. Ben 2002'den beri televizyonlarda söylüyorum bunu. O zamanlar bana ” Sevr paranoyağı!” diyorlardı, şimdi gazetelerde ‘Parçalanmış Türkiye haritaları’ yayınlanınca millet uyandı. Hatta Mustafa Balbay’ın yaptığı Cumhuriyet gazetesindeki o panele katılan bir iki kişinin bulunduğu ortamlarda ben bunları anlatmıştım da, “Çok abartıyorsun” demişlerdi. Pek çok kişi, 11 Eylül’ün ABD derin devletinin işi olduğuna da inanmamıştı. Tabii komplolarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Her tarafta komplolar ve entrikalar çevriliyor. Emperyalist ülkeler zaten komplocuların en başında geliyor. Bu koşullarda, komploları araştırmak son derece normal bir şey. Ama insanların çoğu, “komplocu” ya da “paranoyak” damgası yememek için uzak duruyor. Tabii burada ciddi paranoyaklar, komplo teorisyeni olup da cidden hasta olan insanlar da var. Uzaydan gönderilen sinyallerle deprem yapılabileceğini söyleyen insanlar var ki bunlar gazeteci. Cinlerle istihbarat toplanacağını, cinlerle beyin kontrolü yapılacağını söyleyen insanlar da var. Bugün Türkiye’deki kitaplarda bu bilimdışı iddialar var.

Zihin kontrolü ile cinselliğin ilişkisi nedir?

İnsan beyni bir programdır. Yani insan, kendi kendini programlayan bir bilgisayar gibidir. İnsan beyninde pek çok şey haz alma, mükafatlandırma prensibine dayanır. Pavlov’un bir zamanlar kanıtladığı gibi şartlanmaya dayanır. Şartlanmaya dayalı bu sistemde haz en önemli belirleyicilerden biri haline gelmiş durumda. Dolayısıyla insan kendi kendini programlarken, kendi kendisine yeni bir sürü şey öğretiyor. Cinsellik de bu öğrettiği şeylerden bir tanesi. Tabii bu, uyuşturucuyla, flaşlarla, değişik ortamlarla, ilaçlarla bu şartlanma etkileri arttırılabiliyor, azaltılabiliyor. İnsanlarda cinsel haz nesnesi yaratmak, libidoyu değiştirmek mümkün. Dolayısıyla bu haz nesnesine bağlı olarak “Pavlovyen” bir şartlanma yaratmak mümkün. Bu şartlanmada insanları belli koşullara, stimulanlara, belli fikirlere göre yönetmenin ve programlamanın mümkün olduğu söyleniyor. Cinsellik bunun için sıklıkla kullanılan bir araç. Ve cinsellik başka motiflerle birlikte kullanıldığı zaman yeni bir takım şeyler getiriyor. Bunlardan bir tanesi ” Kauçuk ve Deri Fetişizmi”. Bu parafilik fetişizmler, son zamanlarda özellikle toplumlara pompalanıyor. Halbuki her ikisi de birer sapış.

Cinselliğin daha fazla kullanılmasıyla ne elde ediliyor?

Daha fazla haz, planlanan şeylerden birisi. Belli tarikatlarda, belli kültlerde insanların cinselliğe şartlanmaları, cinselliği daha uçlarda yaşamaları, libidoları arttırmaları teşvik edilen bir yöntem. Özellikle ABD’de bu tip kültler çok yaygın ve bunlarda cinsellik beyin yıkama işlevine yönelik olarak kullanılıyor. Bunlar için şimdi “De -Programming” denilen, programdan arındırma klinikleri bile açılmış. Orada insanları alıp uzun süre tutuyorlar, davranış tedavisi uyguluyorlar ve gördükleri şu: Cinselliği kullanan bu tarikatlar insanlarda çok ciddi başka şartlandırmalar da oluşturuyor. Satanizm onlardan bir tanesi mesela. Colin Ross’un bu konuda yazılmış bir kitabı bile mevcut, ‘Satanik Ritüellerdeki Tacizin Tedavisi‘ isminde…

“Sadomazohizm, lezbiyenlik, fetişizm gibi parafilialar derin devletlerin gizli projeleri olarak yayılmıştır” diyorsunuz. Emperyalist Derin devlete fetişist mi lazım?

Kısmen, evet! Çünkü yeni tüketim malzemesi ve uyarıcılık lazım; kapitalizm ve moda sapıtmış durumda. Bir de, insanlarda saldırganlığı cinsellik yoluyla da arttırmaya yöneliyorlar, böylece haz ve saldırganlık bütünleştirilerek, saldırganlık legalize ediliyor ve normalleştiriliyor. Bugün porno içerikli iki buçuk milyon web sitesinin tahminen yüzde 50-60 kadarı sadomazohizm ya da değişik cinsel haz nesneleri üzerine kurulmuş durumda. Aynı şeylerden bıkıp, insanlara yeni metalar ve yeni uyarı nesneleri sundukları zaman çok daha etkili olabildiklerini görüyorlar. İnsanlarda etki-tepki de geliştiriliyor. Haz arttıkça, şartlanma bir şekilde insanların beynine yerleştiriliyor. Bu noktada parafilialar (sapışlar) bir noktada teşvik ediliyor. Üniversiteden atılmak istendiğinizi yazmışsınız kitabınızda. Niye atmak istiyorlar sizi üniversiteden?

Geçen yaz bu zamanlarda, internette dolaşmakta olan bir elektronik posta bahane edilip, İstanbul Üniversitesi Rektörü ve üniversite yönetimi tarafından savcılığa şikayet edilerek, evime polis baskını yaptırıldı. Mahkeme kararı çıkartmışlar ama mahkeme kararı legal değil, bir kere dilekçede benim bağlanma saatlerim ve IP adresim hedef gösterir gibi verilmiş, mesajı benim gönderdiğime ait kanıt yok. Ayrıca mahkeme kararı Ağustos ayının dokuzunda verilmiş, ” İki gün içinde arama yapılacak” diye. Benim evime, tam 20 gün sonra, 29 Ağustos’ta geldiler; arama illegal. Polis bilgisayarlarıma el koydu ve bu bilgisayarlar birkaç gün poliste kaldı. Rektörün dilekçesinde IP numaram ve bağlanma saatim gösterilmiş. Yani Türk Telekom’dan öğrenilmiş. Dolayısıyla olayın içindeki pek çok şey baştan sona illegal, çünkü hangi saatlerde hangi değişken IP numarası ile bağlandığımı sadece Türk Telekomdan mahkeme öğrenebilir. Legal olmayan yöntemlerle elde edilmiş bir takım bilgilerle yazılmış dilekçelere dayanarak evime polis baskını yapıyorlar. Bir yıldırma politikası. Bilgisayarımda suç teşkil edecek şeyler olup olmadığına bakıyorlar. Sonra da bilgisayarımda bulunan başka bilgilere dayanarak üniversiteden atma soruşturması açıyorlar, ama YÖK bu soruşturma sonucunu delil yetersizliği nedeniyle reddetti. Tüm makalelerimde, kitaplarımda ve televizyon programlarımda Türkiye’nin bütünlüğünü, Atatürk Milliyetçiliğini savunan bana, ülke bütünlüğünü yok edici ve bölücü suçu atfedilmiş, olaya bakan tüm hukukçular güldüler! Eski Yargıtay başsavcısı Vural Savaş bir dergide şöyle yazdı:

‘Daha pek çok önemli araştırmada imzası bulunan sözkonusu kitabın yazarı Doç. Dr. Ümit Sayın’ın İ.Ü Rektörü Mesut Parlak’a bir internet sitesi aracılığı ile hakaret ettiği gerekçesiyle üniversiteden atılmaya çalışıldığını öğrendim. Değerli bir bilim adamının üniversiteden atılmasının gerekçesi bu olamaz. Gerçek neden elbetteki yaptığı araştırmaların içeriği!’

Burak Somay

Alıntıdır

Ana Sayfaya Dön
Genetik Yapısı Değiştirilmiş Gıdalar-GDO Tehlikeli Mi?
Maden Savaşları ve HIV/AIDS Salgını Arasında Bir Bağlantı Var Mıdır?
Zihin Kontrolü, Genom Projesi, Etnik Silahlar Gerçek Mi?
Suni Deprem Yaratılabilir Mi? Elektromanyetik Silahlar Gerçek Mi? HAARP Nedir?
Bordo Bereliler ve SAT-SAS Komandolarımızın Sıradışı Eğitimi
Türkiye'de Atom Bombası Var Mı?

NOT:BU SAYFADAKİ BİLGİLER TAMAMEN İNTERNET ORTAMINDAN DERLENMİŞTİR, BU BİLGİLERDEN SİTEMİZ SORUMLU DEĞİLDİR!
Dudak Dolgusu Ankara Burun Estetiği Burun Estetiği Ankara Hemoroid Tedavisi Ankara