Hayat ve ölüm arasında yaşarken bir şeyler eksik mi kalıyor?

Hayat ve ölüm arasında yaşarken bir şeyler eksik mi kalıyor?

Hayat ve ölüm arasında yaşarken bir şeyler eksik mi kalıyor?

Ölümün gerçekliği karşısında cesur insanlar

FOTO: DeviantArt

Hepimiz çocukluğumuzdan beri bir gün öleceğimizi biliriz. Başta oyun gibi gelse de, çevremizde insanlar ölmeye başladığında, ölümle tanıştığımızda bunun gerçek olduğunu anlarız. Artık iş oyun olmaktan çıkmış, ciddi boyutlara taşınmıştır.

Siz de duymuşsunuzdur, “Ölmedik ya, bulunur bir çaresi” denir ne zaman çok büyük bir dertle karşılaşılsa. Ne derde düşmüş olursak olalım, bu söz içimizi aydınlatır. Sanki ölecek olmak yeterince korkunç değilmiş gibi…

İnsana ayna olan hisleri

İnsan; öleceğini bilen ve bununla baş ederek yaşamayı seçen o müthiş canlı. Düşünüyoruz, konuşuyoruz, koşuyoruz, şiir yazıyoruz, aşık oluyoruz… Becerilerimiz var hayatta ya da belki hiç beceremeyeceklerimiz…

Ortaokulda, Türkçe dersi kitabında bir efsane okumuştuk. Hani şu her bölüm için yazılmış hikayelerin olduğu kitap. Hikayenin bitiminde sorular olurdu, cevaplarken kıvranalım diye. Her zaman başkalarının korktuğu konularda daha cesur olmayı seçtim ya da ne bileyim insanların sevmediği şeyleri sevmeyi denedim.

İşte şimdi bunları bana yazdıran, o kitaplarda okuduğum efsanelerden biriyle ilgili… Geçmişime ayna tutan hislerimle ilgili…

Efsane der ki…

Evet , o efsane Lokman Hekim hakkında anlatılandı. Halk dilinde alışılmış bir ağızla girişte “hikaye” diye başlayıp şimdi “efsane”ye dönüştürdüğüm sözcükle sizi yanıltmak istemiyorum öncelikle. O “hikayelerin” hepsi bir yazı türünü anlatmak ve sonrasında dilbilgisi kurallarına geçiş yapmak için vardı. Sadece ben fazla içselleştiriyor, üzerine fazla düşünüyordum. Yani her gördüğümüze hikaye desek de, o aslında efsane, roman, makale ya da fıkra olabilirdi…

Lokman Hekim efsanesinden hatırladığım; Lokman Hekim, ölüme çare bulmuşken, elindeki kağıtların bir akarsuya dağılıp, akıp gitmiş olmasıydı.

Efsane der ki, “Bir tek ölümün çaresi yok”.

Yaşadığımız hayata ve inandıklarımıza göre de evet, şu hayatta bir tek ölümün çaresi yok…

Ya küslükler..

Öleceğimizi bildiğimiz halde korkmadan, akıl sağlığımızı yerinde tutmayı başararak yaşamayı seçmek büyük cesaret. Peki ya küstüklerimiz? Hiç ölmeyecekmiş gibi kırdığımız kalpler, söylediğimiz yalanlar…

Dönüp bir kendimize bakmalı ve özeleştirimizi yapmalıyız diye düşünüyorum. Çok ince bir çizginin üstünde sağlam adımlarla yürümekle eşdeğer hayat dediğimiz. Sarhoş olmadığımız için şanslıyız belki, ama bu sefer de at gözlüğü taktığımız zamanlar tökezletiyor bizi…

Son pişmanlık fayda eder mi

Bu çok içli ve sancılı bir soru; “Son pişmanlık fayda eder mi?”

Sizce bu sorunun cevabı ne? Ya da şöyle düzelteyim, “Bu sorunun doğru bir cevabı var mı?”

İsteyerek ya da istemeyerek yaptığımız bir hatadan pişman olup dönmek istediğimizde, insanlar önümüze ket vuruyorsa, ne yapmalı? Farkındaysanız hayat demedim, insan dedim. Çünkü ben her şeyin sorumlusunun insan olduğunu düşünüyorum.

“Beni bu hayat mahfetti”“Hayat dediğin bizi oradan oraya sürüklüyor” bunlar hep duyduğumuz cümlelerden sadece ikisi; ama ne bileyim, fazla klişe… Biz istemedikten sonra değil oradan oraya sürüklenmek, kimse saçımızın telini oynatamaz yerinden.

Ama yine de insan bu, pişman olur; söylediği sözden, yaptığı hareketten… Ama söylerken ya da yaparken olduğu kadar rahat olamaz özür dilerken mesela. Çünkü nesilden nesile aktarılırken öğreniriz ki, duygularını belli etmek acizliktir (!) Oysa sanki tersi daha doğru gibi. Bir de böyle düşünsenize…

Çelişkilerle dolu hayat

Bütün yaşamımız çelişkiler üzerine kurulu. Zannediyorum ki bunu hepimiz kabul ederiz. Düşünün, doğuyoruz, ama bir gün öleceğiz ve bunun ne zaman olacağını bilmiyoruz…

İşte tüm çelişkiler doğum ve ölüm arasında kalan o belirsiz zamanla ilgili…

Çocukken kimse kötü değildir. Herhangi bir çocuğa bakarken onun kötü bir kalbi olduğunu düşünebilir misiniz? İşte bu yüzden belki de çocuğumuza acımasız gerçekleri öğretirken, kendi çemberimizin içinde yaşadığımızı, ne yaparsak onun dönüp bize tekrar geleceğini, önemli olanın sonunda hayattan zevk almış iyi bir insan olarak ölmek olduğunu, ille de gülümsemeyi unutmamayı öğretmek gerekiyor.

İnsan ölmek üzereyken gerçekten o film şeridinde izleyecekse kendini, hiçbir şeyden pişmanlık duymadan kapamalı gözlerini…

Bir şey hep eksik kalacak

İyi veya kötüyüz, bir şekilde hepimizin sonu kara toprak… Belki de kendimizi korkutmamak için bunları hiç aklımıza getirmesek de, aslında bilinçaltımızdan gelen bir sesle cümle olup sürekli dolanıyor dilimize…

“Seçmek, diğerlerinden vazgeçmektir”. Bu cümleyi hem çok severim, hem de taşıdığı anlam beni rahatsız eder. Çünkü vazgeçmek istemiyorum aslında hiçbir şeyden. Mesela merak ettiğim tüm kitapları okumak, filmleri izlemek, bir gün tüm çiçeklere dokunmuş, tüm hayvanları sevebilmiş olmak, ama en çok bir file sarılmak, hep ama hep yazmak istiyorum…

Ömrüm ne kadar bilmiyorum, ama bir şeylere ulaşabilmek istiyorum. Belki de bu yüzden yazmayı tercih etmiş olabilirim. Çünkü böylece aklımdan ve kalbimden geçen her şey, okuyana ulaşabiliyor.

Ama yine de biliyorum ki, dünya hep değişecek, gelişecek, ben de yaş alacağım. En sonunda bir gün dünya ölene kadar bu hepimiz için kısır bir döngü.

Hiç ıslanmak istemeyeceğiz, ama bir ömür okyanuslar boyunca yüzme isteğimize de karşı koyamayacağız. Belki hayat bizi oradan oraya sürükleyecek, ama yine sonunda kaderimizin yönünü önce biz, sonra karşılaştığımız insanlar çizecek.

Ne diyeyim, Allah iyi insanlarla karşılaştırsın…

Damla Karakuş

Kadinvekadin.net özel haberidir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.